Çok garip bir hâli düşündüm, o da şu: Müminin başına bir bela gelir ve hemen dua edip sürekli yalvarır. Bu sırada duasının kabul edildiğine dair bir emare göremez de iyice ümitsizliğe düşerse o zaman kalbine bakılır.
Eğer kadere razı ve Allah’ın fazlından ümidini kesmemiş hâldeyse genellikle duası acilen kabul edilir. Çünkü iman orada geçerli olur ve şeytan yenilgiye uğrar. Adamlığın kıymeti orada belli olur. Allah’ın şu kavlinde buna işaret edilmiştir:
“O hâle gelmişlerdi ki Peygamber ve onunla beraber iman edenler ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ demişlerdi.” (Bakara, 2/214)
Mutlu olan, her durumda tek bir esasa bağlı kalan kimsedir ki bu esas Allah’tan sakınmaktır (takva). Çünkü böyle yapan kimse zengin olsa takvası onu süsler, fakir düşse ona sabır kapılarını açar, afiyette olursa üzerindeki nimeti tamamlar, başına bir bela gelse ona güzel gösterir.
Gördüm ki müminin dua edip de duasına icabet edilmemesi, tekrar tekrar dua edip uzun zaman geçmesine rağmen duasına hiçbir cevap eseri görmemesi ancak bir imtihandır. Bu durumda mümine düşen, başına gelenin sabredilmesi gereken musibetlerden biri olduğunu bilmesidir. Duaya icabetin gecikmesinden dolayı insana gelen vesveseler, tedavi edilmesi gereken hastalıklardandır.