Hepimiz büyüyor ve şekil değiştiriyoruz, düzeltilmesi gereken bazı zayıflıklarımızı fark ediyoruz, her zaman en iyi çözümü bulamıyoruz, ama duvarları veya kapıları ya da pencereleri değil, içimizdeki boşluğu, içinde ibadet ettiğimiz ve bizim için en sevgili ve önemli olanı beslediğimiz boşluğu şereflendirmek için, her şeye rağmen dimdik ve dürüst biçimde ayakta kalmak için çabalamayı sürdürüyoruz.
Evet, hepimiz birer katedraliz, buna şüphe yok; fakat içimdeki katedralin en derin yerindeki bu boşlukta ne var?
Esther, Zâhir.
Onu daha fazla düşünmeyi kaldıramazdım, tüm olasılıkları gözden geçiriyor ve çeşitli çözüm yolları arıyordum: durumu kabul etmeye karar vermek, kitap yazmak, yoga yapmak,
hayır işleriyle uğraşmak, arkadaslarimı görmek, kadınları baştan çıkarmak, yemeğe çıkmak, sinemaya (kitaplardan uyarlananlara değil tabii, daima özellikle beyazperde için yazılan filmleri seçerek), tiyatroya, baleye, futbol maçlarına gitmek gibi. Zahir daima kazandı, o daima oradaydı ve "Keşke o da benimle burada olsaydı," diye düşünmeme neden oluyordu.