Keşke, hiç değilse bir saniyeliğine bilebilseydim nasıl bir şeydir sen olmak. Bu müebbetlikten beni sen kurtaraydın. Gözünün kenarındaki kırışık, saçındaki beyaz tel, bakışındaki elem olaydım.
Toprak yolun bittiği noktada, önümde sarı bir deniz uzanıyor. Dizlerimin üstüne çöküp sudaki aksime bakıyorum. Bu yüz, benim yüzüm. Bu gözler, benim gözlerim. Ellerim, benim ellerim... Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? Derimi yırtmak, gözlerimi oymak, dişlerimi sökmek bir işe yaramaz. Kendime mahkumum. Ağlasam, gözyaşlarım benim gözyaşlarım. Ben cehennemde değilim, cehennem benim içimde.
Bakışları onun arkasından takılı kalan İrfan
Bey'in suratında merhamet, hayranlık ve aptallık karışımı bir ifade vardı. Işte artık siz de aşkın ne olduğunu öğrendiniz.