Ben yalnız dans etmeyi bilen bir Tanrı'ya inanırdım. Ve şeytanımı gördüğümde, onu gerçekten derin, ağır ve ciddi buldum: ruhuydu bu ağırlığın, içine düşüyordu her şey. Öfkeyle değil, aksine gülmeyle öldürür insan.
Haydi şimdi. Haydi, ağırlığın ruhunu öldürelim. Öğrendim ben yürümeyi, o zamandan beri koşturuyorum kendimi. Öğrendim ben uçmayı, o zamandan itibaren kımıldamak için itilmeye ihtiyacım kalmadı.
Şimdi hafifim, şimdi uçuyorum, şimdi kendimi altımda görüyorum.
Şimdi Tanrı benim içimde dans ediyor!
Dünya bana o zamanlar acı çeken Tanrı'nın eseri gibi gelirdi. O zaman tüm kâinat rüya ve Tanrı şiiri gibi görünürdü. İyiyle kötü, zevkle acı, seninle ben renkli duman gibi görünürdü bana yaratıcının gözlerinin önünde.
Yaratıcı kendinden bile uzaklaşmak isterdi, işte o zaman yarattı dünyayı. Acı çeken için, acısından uzaklaşmak, kendini kaybetmek sarhoş edici haz verir. Dünya bir zamanlar bana sarhoş edici haz ve kendini kaybetme yeri gibi görünürdü.
Gururumdan, her zaman aklımla beraber yürümesini dilerim! Eğer bir gün aklım beni bırakırsa: Ah, o kaçmayı çok sever! O zaman gururum da deliliğimle beraber uçmalı!
Zerdüşt: Bütün şerefimle söylüyorum dostum! Şeytan ve cehennem yoktur. Ruhun çok daha önce ölecektir bedeninden.
Cambaz: Eğer gerçeği konuşuyorsan, o zaman hayatımı kaybedersem, hiçbir şey kaybetmeyeceğim.
Dayak ve açlıkla dans etmeyi öğrenmiş hayvandan fazlası değilim.