“Lokman, marangozluk yapan, Habeşli bir köle idi. Efendisi bir gün ‘bana bir koyun kes!’ demiş. O da kesmiştir. Daha sonra efendisi koyunun en güzel iki uzvunu bana getir demiş, o da koyunun dili ile kalbini ona götürüp vermiş. Efendisi onun bu ikisinden daha güzel organları yok muydu? Demiş o da, hayır cevabını verip susmuş. Efendisi, bana bir koyun daha kes demiş. O da emrini yerine getirmiş, efendisi onun en kötü iki organını at demiş. Lokman da koyunun dili ile kalbini atmış. Bunun üzerine efendisi ‘senden koyunun en güzel iki organını getirmeni istedim, diliyle kalbini alıp geldin. Yine en kötü uzvunu atmanı söyledim, bu sefer de yine aynı uzuvları, dili ile kalbini attın’ bu ne demek oluyor? Demiş. Oda bu ikisi temiz oldukları müddetce onlardan daha güzel bir organ yoktur. İkisi kötü oldukları takdirde de yine onlardan daha çirkin bir uzvunu yoktur cevabını vermiştir.”
“Lokman (as) oğluna: “Yavrucuğum! Allah’tan kork, kalbin fücûr ile dolu olduğu halde insanlar sana izzet ikramda bulunsunlar diye, onlara Allah’tan korkuyor gibi gözükme” diye tavsiyede bulunmuştur.”
“Eğer bütün yeryüzü halkı, hepsi ağlayacak olsalar, (onların göz yaşları) Davud (as)’un işlediği hatadan dolayı döktüğü gözyaşlarına müsavi(eşit) olamaz. Eğer bütün yeryüzü halkının gözyaşı ile Davud (as)’un gözyaları, birleştirilse (yine de) Âdem’in (as) cennetten çıkarıldığı zaman döktüğü gözyaşlarına müsavi olamaz.”
Şehr b. Havşeb’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ölüm meleği Süleyman aleyhisselamın yanına gelmiş ve orada oturanlardan kendisine devamlı bakmakta olan birisine bakmaya başlamış. Melek çıkıp gidince adam ‘Bu kimdi?’ diye sormuş. Süleyman aleyhisselam, ‘Bu, ölüm meleğidir’ cevabını vermiş. Adam sanki benim canım alacakmışcasına bana bakıyordu’ demiş. Süleyman Aleyhisselam, ‘Ne istiyorsun’ deyince adamcağız, ‘Rüzgârın beni Hindistan‘a götürmesini istiyorum’ demiş. Süleyman Aleyhisselam, rüzgârı çağırmış ve o da adamı Hindistan‘a götürüp bırakmış. Daha sonra ölüm meleği tekrar gelmiş. Süleyman aleyhisselam: ‘Sen, benim yanımda oturanlardan birine devamlı bakıp durmuşsun, öyle mi? diye sormuş. O da; ‘Ona şaşmıştım. Ben onun ruhunu Hindistan‘da almakla emrolunmuştum. Oysa o senin yanında oturuyordu cevabını vermiş.”
Sehl b. Muâz b. Enes el-Cühenî, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Resûlullah buyurdular ki: “Kim gücü yettiği halde, Allah için alçak gönüllü davranarak (şatafatlı) elbiseleri terk ederse, Allah teâlâ onu kıyamet gününde büyün mahlûkatın başında çağırır ve iman elbiselerinden dilediğini giymede onu serbest bırakır.”