Boz Eşekle Heybede Yolculuk..
Gün , karşı yamacın arkasında yeni doğuyor olmalı.
ortalık gecenin karanlığı nı ,günün aydindigina devrediyor...
Dere kenarı, dağ eteğinde; altı ahir samanlık, üstü ince uzun üç oda, taş yapı , toprak örtülü , elektrik, suyu olmayan, klasik basit bir ķöy evi ...
yer yatağında..
Uykunun en derin yerinde ...
Haydi kalkın!!!
Bahçeye gidiyoruz . sözü ile uyanmak..
Beyne kurşun gibi gelse de,
Çaresiz emre itaat.
İsteksiz, yarı uykulu kalkıp, elini yüzünü iyi kötü yıkayıp, kuru yavan basit bir kahvaltı...
Ahırdan çıkarılan boz, iri yarı, güçlü ,uysal bir eşek
Sırtında götüreceği altı canı üç klm boyunca , çaresizce kabullenip .
sırtına semer vurulunca;"bir varsam şu bahçeye diye" gözleriyle konuşuyor sanki...
Semerin üstüne iki heybeye ; terazi misali, bir büyük, bir küçük, çapraz ağırlık ortalaması alınıp ,dengeli olarak, iki tarafa ikişerli, heybelerin içine, itinayla oturtulan dört küçük çocuk...
Anne Kaptan şoför ;semer e,
Çocukların en büyüğü abla, semerin arkasına..
Yolculuk başlamıştır. Sallana sallana, eşeğin ayak sesleri eşliğinde...
Yavaş yavaş başlar ,eklem yerlerinde sızı. Biraz hareket etmek istersin . Yok hareket alanı .
çaresiz bırakırsın kendini, Acı ,sızı ,çeke çeke, üç büklüm kalırsın heybenin içinde...
Eşeğin ter kokusu...zorlu nefes alışının sesini dinleye dinleye...
Zavallı eşekten daha fazla istersin, yolun bir an önce bitmesini...yol uzadıkça uzar ...
Bahçe ye vardığında,
Çüş !!!.sesiyle.
Bir oh çeker sevinirsin, bitti diye.
Akşama kadar bitmiştir. Dönüş de ;aynı sıkıntı yine .
sırası değil onu düşünmek.
Anne heybeden kucağında çıkarır, yere bırakır ama ayaklar basmaz yere...
uyuşmuştur. Ayaklar bacaklar tutmaz. Duramazsın ayakta çöker kalırsın...