"-İnsanlar bazen böyle bir yerlere gider, oğlum. Yaşamaya devam edebilmesi için gitmesi gerekir. Bizim yaptığımız gibi mesela, yolculuğa çıkarlar.
-Peki gidince iyi mi olur?
-İyi olacağını ümit ederek giderler, oğlum. Bizim
gibi."
"Bazen sebepsiz yere hüzünlendiğiniz oluyor mu?
diye sordu Eşref, akıl hocası Hüseyin Bey’e.
-Oluyor elbet.
-Peki ya mutlu olduğunuz?
-Sebepsiz yere mi? Olmuyor.
-Peki mutluluk neden olmuyor hocam? Hüzün sebepsiz çöküyorsa mutluluk neden çökmüyor?
-Mutluluk Eşref, sebep arar. Bazen küçük bir çocuğun başını okşayıp mutlu etmenin altında saklanır bazen açan çiçeğin o taze kokusunda bazen yayladaki soğuk suyun tadında.
-Hüzün mü? Hüzün huzurun tam tersidir. Bir gölge
gibi peşinde gezer, sebep aramaz. Bazen geçmişin izleriyle düşer peşine."
"Ama Macide’yi bir görmelisin, azizim. Bizim köyün yeşillikleriyle bezenip Çukurova’nın bağrında yetişmiş ki
pek bir yaman. Rüzgâr esince saçları, baharın esintisinde oynaşan buğday başakları gibi, vesselam.
Çehresinde lavanta kokusunu andıran bir tebessüm daima dolaşmakta. Elleri toprak ile haşır neşir
olmasına rağmen kadife gibi. Macide’nin yürüyüşü bir
meltem! Hafif ve ritmiktir. Adımlarındaki zarafet, onu
avam değil de aristokrat hanımı gibi gösteriyor. Pek bir
maharetli."
"Ah! Meğer ne çok borcum varmış yaşama, şimdi yaşamak bana borçlandı. Birkaç gün evveline kadar soluk
oluşundan şikâyet ettiğim şu dünya ne kadar renkliymiş
oysa"