Bir oyunun ortasında kalmış gibi soluksuz,
Sahnesi yıkılmış, ışıkları sönmüş bir tiyatro.
Sözler ki; pamuk şekerden vaatlerdi,
Eridiler avucunda, geriye kaldı sadece sızı.
Seni bir nakış gibi işleyen o ince heves,
Meğer bir kış ayazıymış, kesmiş nefesini.
Duyguların üzerinde yürünmüş bir kumsal gibi,
Her iz biraz daha ağır, her adım biraz daha yabancı.
İnsan en çok,
Kendi içtenliğiyle vurulunca susarmış.
"Neden?" diye sormak bile ağır gelirken dile,
Gözyaşı, bir ihanetin en dürüst şahidiymiş.
Şimdi kalbin; bin parçaya bölünmüş bir ayna,
Hangi parçasına baksan, kırık bir gülümseme.
Ama unutma;
En derin yara, en güçlü kabuğu bağlar,
Ve o kırıklardan sızan ışık, seni yeniden kurar.