Mehmet kubat

Mehmet kubat
@Mehmetkubat
Sosyolog
10 Ocak
4 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU=PEYAMİ SAFA
Yalnız ve hasta bir çocuğun çocukça aşkını ve ızdırabını; mesut olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarlarında yankılanan sessiz hıçkırıkları anlatır. Peyami'nin kendi geçmişinden izler taşıyan bu romanda mutluluğu ve felaketi aynı etkileyicilikle anlatma gücüne hayran kalacaksınız. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa’nın yarı otobiyografik romanıdır. Henüz 15 yaşında olan roman kahramanı, küçük yaşlardan beri ayağındaki kemik veremiyle mücadele etmektedir. Hastalığı nedeniyle hem fiziksel hem de ruhsal acılar çeker; hayata, insanlara ve geleceğe karşı derin bir yalnızlık hissi yaşar. Paşa’nın kızı Nüzhet’e duyduğu aşk ise karşılıksız kalır ve onun için büyük bir hayal kırıklığı olur. Romanın sonunda tedavi için dokuzuncu hariciye koğuşuna yatırılan çocuk, tüm acılarına rağmen yaşama tutunmaya ve hastalığını yenmeye çalışır. Romanın kahramanı henüz on beş yaşında hasta bir çocuktur. Küçük yaşlardan beri ayağındaki kemik veremi nedeniyle acı çekmektedir. Bu hastalık onun hem fiziksel hem de ruhsal gelişimini olumsuz etkilemiştir. Çocuk, tedavi için sık sık doktora gider ve sürekli ameliyat ihtimalinden söz edilir. Hastalığı nedeniyle hayatı kısıtlanmıştır, dışarıdaki yaşıtları gibi özgürce koşup oynayamaz. Bu durum onu içe kapanık, hassas ve kırılgan bir yapıya sürüklemiştir. Roman boyunca çocuğun hastalıkla mücadelesi, umutları, korkuları ve hayal kırıklıkları işlenir. En önemli bölümlerden biri, Paşa’nın kızı Nüzhet’e duyduğu aşktır. Fakat bu aşk tek taraflı kalır; Nüzhet başka biriyle nişanlanır. Bu da kahramanın kırgınlığını ve yalnızlığını artırır. Sonunda çocuk, tedavi için dokuzuncu hariciye koğuşuna yatırılır. Koğuşta hem bedensel acılarla hem de
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
KÜRK MANTOLU MADONNA=SABAHATTİN ALİ
Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum. Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor. Sabahattin Ali'nin talihsizliklerle örülü yaşamı, gizemli yönleri hala tam aydınlatılamamış trajik ölümü, sanatçı ruhunun tutkulu derinlikleri ile ülke gerçeklikleri karşısındaki toplumsal bilinci arasında kimi zaman kurabildiği uyumlu denge, kimi zaman da bireyin iç dünyasına eğilen şikayetçi, karamsar ve melankolik bir ruhun patlamaları şeklinde kendini gösteren iç derinliği, onu modern edebiyatımızın kolayca etiketlendirilemeyecek öncü yazarlarından biri olarak, çeşitli yönleriyle bugün yeniden, yeni bir edebiyat merceği altında incelenmeye değer kılmaktadır. Şimdiye dek çoğunlukla, oldukça kaba ve şematik bir yaklaşımla, hep Sait Faik ile birlikte, Türk öykü edebiyatının iki karşıt eğiliminin temsilcileri olarak tanınmış ve tanıtılmıştır. Bu yaklaşım Sait Faik'i "bireyci", Sabahattin Ali'yi "toplumcu" etiketleriyle özetlemekte; pek tabii ki her ikisi de gerçek ve güçlü edebiyatçı kimlikleriyle, bu sığ değerlendirmeyi çok aşmakta, hatta yapıtlarından çıkarılabilecek pek çok örnekle neredeyse geçersiz ve anlamsız kılmaktadırlar. Çağdaş öykü edebiyatımızın
MOMO = MİCHAEL ENDE
Elinizdeki kitap, otuza yakın dilde, dünyanın hemen her köşesinde yayımlandı ve milyonlarca okura ulaştı. Bu kitapta "zaman" bilmecesinin ta kendisi söz konusu. Bu bilmece, doğal gibi görünen olaylara şaşmayı henüz unutmamış olan çocuk ve yetişkinleri aynı derecede düşündürecektir. Momo'nun öyküsü, yeri belli olmayan bir hayal ülkesinde ve belirsiz bir şimdiki zamanda geçmektedir. Ancak öykü, prenslerden, büyücülerden, perilerden söz etmemektedir. Simgeler tümüyle günümüz yaşamından alınmıştır. Momo'da insan ilişkilerinin nasıl daraldığının, insanların sevgi, dostluk ve arkadaşlık değerlerinden nasıl yoksunlaştırıldığının eleştirel bir anlatımını bulacaksınız. Yazar; sürüleştirilen, yaşamına ve zamanına el konulan insanı, bir masal akıcılığında anlatmaktadır. Bu bir masal mı? Kavram, romantiklerin anladığı biçimde alınırsa, evet. Çünkü, gerçek ve hayal, şiirsel bir biçimde iç içe geçmiştir. Ancak kitap, insanın, günümüzdeki ve gelecekteki can alıcı sorunlarını da içermektedir. Öyleyse, bu kitap daha çok bir romana mı benzemektedir? iyisi mi, biz, bu bir masal-romandır diyelim... Eserde momo ve arkadaşı giginin başından geçen olaylar hikaye edilmektedir, eserde insanın birbirlerine vakit ayırmaması, ilgilenmemesi, birbirlerini dinlemese eleştirilmektedir, momonun özelliği karşıdaki insanı saborlıca dinlemekken, gigide oraya gelen kişilere hikayeler anlatmaktadir, eserde insanların birbirlerini boşlaması ve birbirlerine vakit ayırmayı boşa vakit.kaybı olarak bakıldığı düşüncesi eleştirilmektedir. Eserde momo ve arkadaşlarının dumanlı güçler tarafından kaçırılması, bir süre tutulduktan sonra serbest bırakılması ancak dumanlı güçler momo ve arkadaşlarını bıraktığı halde her birinin farklı yerde ve farklı yaşama başladığı anlatılmaktadır. Momo en sonda
Edebiyat
KOMÜNİST MANİFESTO= KARL MARX VE FRİEDRCH ENGELS
Karl Marx ve Friedrich Engels´in, Komünistler Birliği´nin programı olarak kaleme aldıkları Komünist Manifesto, 1848 Şubat´ında, tüm Avrupa´nın devrimci ayaklanmalarla çalkalandığı bir dönemde, Londra´nın gösterişsiz bir basımevinde basıldı. Bilimsel sosyalizmin kitlesel siyaset sahnesine çıkışının ilk ciddi işareti olan Manifesto, yayınlandığı günden bu yana en çok okunan ve en çok tartışılan toplumsal ve siyasal metinlerden biri olmakla kalmadı, daha sonraki sosyalist ve komünist partilerin programlarının temelini oluşturdu, dünyanın değişmesinde ve milyonlarca insanın yaşamında belirleyici bir rol oynadı. Modern çağda başka hiçbir siyasal hareket, döneminin toplumsal, ekonomik ve sınıfsal koşullarını kavrayışındaki derinlik, çözümleyişindeki gözüpeklik ve üslubunun gücü bakımından, Manifesto´yla kıyaslanabilecek bir metin ortaya çıkaramadı. Bugün Marxçı hareketin temel belgesi ve devrimci bir klasik sayılan Komünist Manifesto´yu, Marx ve Engels´in daha sonraki basımlara yazdıkları önsözler eşliğinde ve Manifesto´nun Türkiye ve Türkçedeki serüvenine ışık tutan bir önsözle sunuyor.
RUHUN İHTİRASLARI = RENE DESCARTES
Ve yine şu noktaları bilmeye ihtiyaç vardır her ne kadar ruh bütün beden ile birleşmiş olsada bununla birlikte başka bölümlerinden çok bir bölümünde özellikle fonksiyonlarını yerine getirir çoğunluk tarafından bu bölümün beyin yada belkide kalp oşduğu sanışır. Bu inancın sebebide duyu organlarının beyine bağlanmış olması yanında, ihtiraslerin kalpte hissedilmesidir. Fakat dikkatlice incelenirse şunu apaçık gördüğümü sanıyorum ki euhun doğrudan doğruya fonksiyonları nı gerçekleştirdiği organ hiçte kalp değildir ve hatta beyninde tamamı değildir, fakat sadece beynin iç bölümlerinden biridir, buda pek küçük bir bezidir, (gudde). Bu bez beyin maddesinin ortasında bulunur ve beynin ön kavuklarında bulunan hayvan ruhları ike arka kovuklarında bulunan hayvan ruhları arasındaki akıntıları sağlayan boru üstünde o şekilde asılı bulunur ki, onda bulunan en ufak hareketler ruhların akıntısonı değiştirmeye çok etki edebildiği gibi karşılıklı oşarakta ruhların akışında oluşan en ufak değişmeler de bu bezin hareketlerini değiştirmekte çok etkili olabilirler. Eserde genelde hareketlere duygulara yada ihtiraslara sebep olanşeyin ne olduğu üzerinde durulmakta bunu yaparkende eserde sorular sorulup ve sorulan sorulara veriken cevaplar eşliğinde eser yazılmaktadır. Eserde genelde 6 ihtirasın olduğunu diğer ihtirasların ise bu 6 temel ihtirsatan türediği feğinilmektedir.