"Ben hayatımı koydum ortaya. Devlete karşı mücadele edenlerle savaştım. Bazılarına yanlış gibi gelebilir yaptıklarım, ama bence doğ-ruydu. Kimliğim belli, yerimi bilen bilir. Devlet isterse her yerde çıkar hesabımı veririm. Ama gerçekten bir neticesi olacaksa... Ortalıkta gürültü koparmak için çıkmam. Kim olduğumu bilenler var, ne yaptığımı bilenler var. Hüdanabit değilim…."
Yeşil
Kalın eldivenle kalemi iyi tutamadığı için eldiveni çıkardı, ilk dörtlüğü yazmayı bitirince okumaya başladı:
"Mezarımın toprağı kuruyunca
Beni unutna ana,
Yabani otlar bürür üstünde,
Onlar kederinden gür olsun baba."
"Bir de halk diliyle söyleyeyim o zaman!" dedi yüzbaşı,
"sürüye dalacak kartal, ne sürüdeki koyunların ne de onları koruyan çoban köpeklerinin sayısını düşünür."
Yüzbaşı, "Mustafa sen en son ne zaman izne gitmiştin?"
diye sordu.
"Beş ayı geçti komutanım."
"Nasıl ailen ve dostlann iyiler mi?"
"Ne kadar iyi görünseler de hep kaygılı ve hep endişeliler, ta ki ben buradan dönünceye kadar."
"Niçin öyleler?"
"Bu işin sonunun gelmeyeceğine ve bitirilemeyeceğine
inanmışlar."Neden böyle düşünüyorlar?"
"Umutsuzlar komutanım.
"Iyi güzel de sana bir şey söyleyeyim mi? Askere gelmeden önce bir büyüğümüz söylemişti: 'Cesaret, ödünün koptuğunu senden başka kimsenin bilmemesidir. Kimse eve torba içinde dönmek istemez. Bizim işimiz düşmanı bulmak ve onu yok etme yeteneğimizi bütün güçlüklere rağmen ko-rumaktır.