Dostoyevski sibirya'dan bir kadına şöyle yazıyor: "Size kendim hakkında şunu söylemek istiyorum ki, ben bu zamanın çocuğu değilim, inançsızlığın ve şüphenin çocuğuyum ben ve muhtemelen, hatta bundan eminim, hayatımın sonuna kadar böyle kalacağım, inanca olan özlemim bana ne kadar ıstırap verdi ve hala vermekte, ki ben inancın aleyhine ne kadar çok kanıt bulursam özlemim de o oranda artıyor. "
Dünyayı genişletenler soğuk kanlı bilim adamları, kendi memleketini tanıyan coğrafyacılar değil, bilinmeyen okyanusları aşıp yeni Hindistan'a varan o öfkeli adamlar oldu: Modern ruhun bütün derinliklerine ulaşanlar psikologlar, bilim adamları değil, ölçüzüs yazarlar, sınırları aşan şairler oldu.
Tüm görünmez zorunlulukların, inancın ve iyimserliğin, mizahın ve eli açıklığın kısa ismi olan sevgi, yani insanlığın en yüce özelliği, sanat aracılığıyla görünür kılınır.
Hakiki sanatçı ise sanat nesnesini bir sanat süreci olarak görür; mevcut olan varlıkla, varlığın mevcudiyetiyle, mücadeleyle, heyecanla ve bunların özgün bir biçimde ifade bulmasıyla ilgilenir. Hakiki sanatçı sorunun peşindedir. Sahte sanatçı ise sorunun (başka biri tarafından) çözülmesini ister.