Mel

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·672 syf.·
8 günde okudu
·
2023 62. kitabı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·214 syf.··
2023 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Eylül 2023 19:10
Yaşanılan ev ve oda bir insanın karakteristik yapısını, yaşam felsefesini ve kendine verdiği özenin yansımasıdır diye düşünüyorum. Ekonomik çerçeveden bağımsız, koşullar ne olursa olsun, her koşulun kendi el verdiği imkanlıkta insan yaşadığı yere kendinden bir esinti bırakabilir. Buna daha geniş pencereden bakarsak eğer, her ırk, ülke, kendi imkan ve donanımsal zenginlikleri çerçevesinde bir ev mimarisi yaratmıştır. Kaba taslak örnek ülkelerdeki; Japon, Çin, Arap, Afrika, Avrupa, Rus ev tipleri kendilerine has karakteristik özellikler taşır. Bu kitap Türk Ev Yapısını inceliyor. Bunu var eden yapı taşlarına kitap çerçevesinde değineceğim, sonra neden bu kadar kasvetli bir mimariyi yarattıklarını kendimce yorumlayacağım.  Türk ev yapısının kökeni göçebelik döneminden gelir. Çadır bir oda ve büyük bir genişliktedir. Her şey odanın çeşitli bölgelerinde toplanarak kategorize edilmiş. Çadır; alt örtü, üst örtü ve yan örtü şeklinde algılanan bir yapı, bu geleneksel Türk evlerine de sirayet eden bir anlayış vermiştir. Türk ev yapısında kullanılan malzeme daha çok ahşap yapımı, buna bağlı olarak evlerin ömrü ortalama 80 yıllık, çok azı da 150-200 yıllık olmuştur. Türkler yerleşik hayata İslam'ı kabul ettikten sonra yoğun bir şekilde geçiş yapmaya başlamıştır. Bu zihniyet temeldeki göçebe yaşam ile İslam kültürü ile harmanlanıp Türk tipi eklektik ev yapısını var etmiş. Evlerin yapısını belirleyen en önemli etkenlerden biri de iklim koşulları. Kuzey, Güney, Doğu, Batı ve İç Anadolu'nun iklim sertliği evlerin yapı malzemesini ve şeklini etkilemiş. Ama yazar şöyle bir mantık kurmuş; Türkiye jeopolitik olarak bölgelerin geçiş noktasında olduğu için ülkenin dış kısımları yakın olduğu diğer ülkelerden etkilendiğini, oralarda salt Türk Evlerine rastlayamayacağını belirtiyor. O yüzden
Kendi Mekânının Arayışı İçinde Türk EviÖnder Küçükerman  · Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayını · 19855 okunma

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·214 syf.··
3 günde okudu
·
2023 61. kitabı
AKDİKEN. Roma’nın üzerinde kurulduğu Tiberis Nehri kıyısındaki kutsal ormanda yaşayan Carna adındaki nympha bakire kalmaya ant içmişti. Carna yüksek tepelerde ve ormanın derinlikle rinde avlanırdı. Birisi onu görüp beğenecek olursa eğer Carna bu kişiyi peşinden ormana gelmesi için çağırır, sonrada gözden kaybolurdu. Onunla evlenmek isteyenler ormanın derinliklerinde kaybolan Nymphayı bir daha göremezlerdi. Ancak bir gün Roma tanrılarının en eskilerinden olan ve biri öne diğeri arkaya bakan iki yüze sahip tanrı İanus, Cama’ya aşık oldu. Carna, tanrı İanus’u da diğer taliplerine yaptığı gibi peşinden ormana sürükledi. Ancak bir şeyi unutuyordu ki İanus’un diğerlerinden farklı olarak çift yüzü vardı ve bu yüzden ondan saklanması kolay olmayacaktı. Nitekim de öyle oldu. Cama bir çalılık arkasına saklanacakken İanus onu gördü ve oracıkta kıstırarak bekaretine son verdi. Böylece Carna’nın yemini bozulmuştu. İanus güzel Nymphanın üzülmesini istemediğinden ondan aldığı değerli şeyin karşılığı olarak ona bir güç verdi. Bundan böyle Cama kapıların menteşelerine hükmetme gücüne erişti. Bu görevin simgesi olarak İanus ona çiçekleri üzerinde bir akdiken verdi. Akdiken evlere gizlice giren kötülükleri defetmeye yarıyordu. Carna bu dikenle, kral Procas’m oğlunu, yeni doğanların kanını emen yarı kuş görünümlü Strigalar’dan kurtarmıştı (Grimal 1997) AKANTHUS. Akdeniz dünyasının oldukça iyi tanıdığı bir bitki olan Akanthus, antik Yunan m F marlığmda Korint düzeninde yapılmış sütunların başlığını süslemiştir. Bu mimari gelenek bir mitosa dayanmaktadır. Vaktin birinde herkesçe çok sevilen güzeller güzeli bir genç kız yakalandığı apansız hastalık sonucunda hayatını kaybetmiş. Dadısı genç kızı tüm özel eşyalarını doldurduğu bir sepetle beraber gömmüş. Kısa süre sonra kızın mezarının
İnsanın bitkileri yetiştirmeyi öğrenmesi kültürlenme sürecinin en önemli adımlarındandır. Mitoslarda tarımın insana tanrılar tarafından öğretildiği görülür. Mitolojide insanlara tohumları armağan eden ve onları ekmeyi öğreten ekin ve toprak tanrıları vardır. Bu tanrılar aynı zamanda bereket tanrılarıdır. Bunun yanı sıra mevsimlerin oluşumu da bu tanrılara bağlanır. Tarımın ilk ortaya çıktığı topraklarda Mezopotamya’da ekinlerin tanrısı Tam - muz (dumuzi) dur. O küsüp de işini yapmadığında toprak kurur, ekin vermez. Hititlerde ise ekinlerle ilişkili Telepinu vardır. Yunan mitolojisinde insanlara tohum ekmeyi Tanrıça Demeter öğretmiştir. Roma’da Demeter, Ceres olarak isim değiştirir. Mısır’da toprağı besleyen isis’tir. Azteklerde ise Qetzalcatl insanların karnını doyuracak besinleri göndermiştir. Çin’in toprak hakimi ise Şen-Nung olarak bilinmektedir. Mitolojide tarım ve bereket tanrıları haricinde yine bitkilerle ilişkili çok çeşitli varlıklar yer almaktadır. Ormanların, ağaçların koruyucusu periler vardır. Birçok kültürde bitkilerin ruhu olduğuna inanılır. Hatta bitkilerin ruhu ile iyi ilişkiler kurulmaya özen gösterilir ve onları küstürmekten kaçınılır. İnsanlar bitkileri kontrol altına almayı başardıktan sonra yepyeni bir süreç başlar. Yaşamsal değeri üstün olan bitkiler daha da değerli kabul edilirler. Bu bitkilere atfedilen değerler mitoslara yansımıştır. Mitoslarda sıkça karşımıza çıkan yaşam otu ve yaşam ağacı insanın bitkileri ölümsüzlere yakın gördüğünün bir göstergesidir. Mitolojide insanlarla göksel varlıklar arasındaki iletişimin ulu kutsal ağaçlar yoluyla sağlandığı görülür. Yine pek çok kültürde tanrılardan bir şey dileneceği zaman bitkiler aracı olarak kullanılır. Örneğin bugün de devam eden bir gelenek olan ağaca bez bağlama gibi. Buna benzer bir diğer