Geçmişte de günümüzde de en büyük baskı ve zulüm, erkeğin kadına yaptığı psikolojik şiddettir. Bu baskı ve zulüm, din adına, Allah adına yapıcılınca, yapanların işi oldukça kolay-aşmaktadır. Öyle ki din adına, psikolojik şiddete boyun eğme, kör bir inançla, bir tür gönüllü köleliğe dönüşmektedir. Ister tek tanrılı ister çok tanrılı olsun, hemen hemen bütün dinler-de, din erkeklerin tekelindedir ve erkekler oluşturdukları din algısıyla kadına biçtikleri toplumsal rol, kadınlarca içselleştirilmiş ve bir nevi kendi "doğal yaşamları" olarak kabul görmüştür.
"şahsi bir mülk oluşu" anlamında bir kutsama-dır. Cinsiyeti merkeze alan bu zihniyet, kadını, "insan" kimliği yerine "cinsiyet kimliği" ile tanımlamış ve onu, "koruma" ve
"sahiplenme" adı altında "kendisine ait" kılmıştır.
Nasıl ki su görülünce teyemmüm bozuluyorsa, adalet ve zaruret söz konusu olduğunda da kuralların tamamı bunları gerçekleştirme esasına göre düzenlenir.
Onu geçmişte yaşamak imkânsızdır; onu "bugünde" yaşamak zorundayız. Kur'an'ı geçmişte yaşamaya çalışmak ne denli yanlışsa, onu geçmişte bırakmakta o denli yanlıştır.