Eğer bir ev çok derli toplu, çok temizse, eşyalar belli bir düzen içinde yerleştirilmişse ve çocuklar doğduktan sonra da o evdeki formların aynı şekilde kalmasını istiyorsak, orada bir sorun vardır.Alfie Kohn’un “Çocuk yetiştirmenin işinize gelmeyecek pekçok yönü vardır, özellikle de iyi yapmak istiyorsanız. Eğer boş zamanınızda fedakarlık etmeye niyetli değilseniz ve evinizin sürekli sessiz, sakin ve temiz kalmasını istiyorsanız, belki de çocuk yerine balık yetiştirmeyi düşünmelisiniz.“ sözünü belki duymuşsunuzdur. Çocuklar balıklar gibi değildir. Öyle olmaya zorlandıklarında sağlıklı gelişemezler.
İnsanlara yük olmaktan çok korkuyorsak, varlığımızdan keyif alınabileceğini bir türlü ikna olamıyorsak, hatta bize güzel bir şey söylendiğinde bu söylenene bir türlü inanamıyorsak, bize edilen iltifatı sorgulamadan içimize alamıyorsak, biri bizim için iyi bir şey yaptığında kendimizi suçlu hissediyor, iyiliğe, nezakete, cömertliğe bir türlü layık göremiyorsak, çocukken anne-babamızın, bize bakan kişilerin bizden keyif alabildiğini yeterince hissedememişiz demektir. Çocukla mecbur olduğumuz için değil, bir sorumluluk olarak değil, çocuktan keyif alarak ilişki kurabilmek, onun için de ömür boyu sürecek Bir tür güveni inşa eder ve çocuk-birey bu sayede dünyaya, insanlara, eşyalara korkmadan, güvenle yaklaşabilir. Çocuklar, onları sevelim diye kendilerine evrimsel olarak bu kadar sevilirsi, yani sevimli hale getirmişlerdir; bu, hayatta kalmaları için gereklidir.
Jung’un “ Hiçbir şey psikolojik olarak kişinin çevresi, özellikle de çocukları üzerinde, ebeveynin yaşanmamış hayatı kadar güçlü bir etkiye sahip değildir.” diye bir sözü var. “Bir çocuğun katlanması gereken en büyük yük, ebeveynlerinin yaşanmamış hayatıdır.” dediği de rivayet ediliyor.
“Olma” hali yeterince desteklenmemiş biri, yüzebildiği halde suyun üzerinde sakince yata bilmekte zorluk yaşayabilir. Bu, muhtemelen, uykuya dalmakta da güçlük çeken kişidir. Çünkü su, uyku gibi, dişili ve bilinçdışını sembolize eder.