Gece Yarısı Kütüphanesi benim için daha ilk sayfalardan sonunu tahmin edebildiğim bir romandı. Yazar, alternatif hayatlar fikrini merkeze alarak insanların varoluşunu, “Eğer başka bir yolu seçseydim ne olurdu?” sorusunu sorgulatıyor. Tema evrensel ve insanı hemen içine çekiyor; çünkü herkesin pişmanlıkları, vazgeçtikleri ve geriye dönüp baktığında içini acıtan seçimleri vardır.
Okurken Nora’nın yerinde olmayı istediğim anlar oldu. Benim de hayatımda geri dönsem değiştirmek isteyeceğim şeyler var ve bu yüzden onun içsel yolculuğu bana uzak gelmedi. Kendisini farklı hayatların içinde görmesi, benim de kendi olasılıklarıma bakmama neden oldu. Ama tüm bunlara rağmen, kitabın kurgusu baştan itibaren fazlasıyla öngörülebilirdi. Nora’nın birçok hayatı deneyip sonunda kendi yaşamına döneceğini, aslında sahip olduğu hayatın değerini anlayacağını en baştan anlamıştım. Bu tahmin edilebilirlik, romanın dramatik etkisini ciddi şekilde zayıflatıyor.
Evet, kitap kendi hayatımızın kıymetini anlamamız gerektiğini vurguluyor; mesaj net ve sıcak. Ancak mesajın gücü, kurgudaki sürpriz eksikliği nedeniyle sönük kalıyor. Son bölümde verilmesi gereken duygu, daha yolun yarısında çoktan tahmin edilmiş durumda. Teması güçlü olsa da sonunun bu kadar belirgin olması kitabın etkisini azaltıyor.
Yazarın derin felsefi tartışmalara ya da karmaşık psikolojik çözümlemelere girmemesi onu bu kadar okunur yaptığını düşünüyorum.Yazar, ağır bir kurguya saplanmak yerine herkesin kolayca takip edebileceği, yormayan bir anlatım seçmiş. İnsanların bu romanı sevmesinin sebebi, derinlikten çok erişilebilirlik; okuru zorlamadan ona “kendi hayatına bak” diyen bir sadelik sunması.
İçimdeki umutları kıpırdatan ve pişmanlıklarımı geride bırakmamı fısıldayan bu romanı bir oturuşta okuyabilirsiniz.