-Çocukları sever misiniz?
-Severim, -dedi Kirillov, sesi oldukça kayıtsızdı.
- O zaman hayatı da seviyorsunuz?
- Evet, hayatı da seviyorum, ne olmuş?
- Ama intihar etmeye karar vermiş birisiniz...
- Ne olmuş? Neden ikisini bir arada düşünmeli ki? Hayatın yeri ayrı, öbürünün yeri ayrı. Hayat var, ölümse yok.
- Öteki dünyadakı sonsuz hayata inanmaya mı başladınız?
- Hayır öteki dünyadakine değil, bu dünyadaki sonsuz zaman bir anda durur, yerini sonsuzluğa bırakır. hayata inanıyorum. Oyle anlar vardır ki, onlara eriştiğinizde
- Evet, intihar... -dedi.- Arada bir gözümün önüne getirmeye çalışırım, ama her seferinde de aklıma yeni bir düşünce gelir: Diyelim pis bir iş yaptın, hatta daha da önemlisi, insanların bin yıl sonra bile hatırlayıp yüzüne tükürecekleri rezilin rezili, utanç verici bir iş yaptın diyelim. Birden zihnin yoklayan bir düşünce: "Şakağa tek kurşun, sonra sen sağ ben selamet!" İstedikleri kadar bin yıl sonra bile hatırlayıp tükürsün insanlar, ne umrunda olur, öyle değil mi ?
Yalan söylerim, söylerim, söylerim, sonra birden onların arayıp durduğu akıllıca bir laf ederim; hepsi birden çevre mi sarar ve ben yeniden yalana başlarım.
Ben her zaman çok konuşurum yani hiç durmam; hem de telaşla, çabuk çabuk konuşurum ve hiçbir zaman derdimi anlatamam. Bu kadar çok konuşmama karşın niye ereğime ulaşamam? Çünkü ben konuşmayı bilmiyorum. Konuşmayı bilenler, hep kısa konuşur.