Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın üzerine karanlık bir gölge gibi çöker. John Connolly, Karanlığın Fısıltıları’na öyle bir giriş yapıyor ki; o kanlı battaniye ve boş beşik manzarası zihninizden uzun süre silinmiyor. İki yaşındaki Henry’nin kayboluşuyla başlayan süreç, sadece bir polisiye değil; toplumun "suçlu bir anne" yaratma şehvetini ve linç kültürünü suratımıza çarpan bir toplumsal yıkım hikâyesi.
Charlie Parker bu kez sadece katillerin değil, o sessiz kasabanın paslı sırlarının ve köhne geçmişinin de peşine düşüyor. Connolly’nin o şiirsel ama bıçak gibi keskin dili, "gerçek" kurban edildiğinde geriye sadece fısıltıların kaldığını kanıtlar nitelikte. Eğer sadece bir katil kimliği aramıyorsanız, insanın içindeki o derin karanlıkla yüzleşmeye hazırsanız bu kitap sizi iliklerinize kadar titretecek. Bitirdiğinizde pencereden sızan rüzgarın sesi artık size aynı gelmeyecek.