“Bebeğinize Fransız Kalın”, annelik ve babalıkta dengeyi nasıl kurabileceğimizi sakin ama güçlü bir dille anlatan kitaplardan biri oldu benim için. Çocuklara hem özgürlük tanıyıp hem de sınırlar çizebilmenin, aslında düşünüldüğü kadar karmaşık olmadığını gösteriyor. En önemlisi de ebeveynliğin içinde kaybolmadan, suçluluk hissetmeden kendi alanımızı koruyabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor. Kitap boyunca en çok hoşuma giden şey, çocukların bireyselliğine duyulan saygı oldu. Onları bir “proje” gibi büyütmek yerine, kendi ritimleri içinde gelişmelerine alan açmak… Belki de özgüvenli çocukların sırrı tam olarak burada saklı. “Fransız kalmak” biraz da hayatı akışına bırakabilmek demek aslında. Her an kusursuz olmaya çalışmadan, bazen geri çekilip çocuğun kendi deneyimini yaşamasına izin vermek… Çünkü ebeveynlik yalnızca sonsuz fedakârlık değil; aynı zamanda kişinin kendine ait alanını da koruyabilmesi. Fransız annelerinin bunu suçluluk duymadan başarabilmesi gerçekten ilham vericiydi. Kitabın alt metni sanki hep aynı şeyi söylüyor: “Mükemmel olmak zorunda değilsin, önemli olan dengeyi bulmak.” Aklımda en çok kalan detaylardan bazıları ise şunlar oldu:
• Ritim duygusu: Bebeklerin ilk aylardan itibaren bir düzene alışmasının öneminden bahsediliyor. Ağlar ağlamaz müdahale etmek yerine, kendi kendilerini sakinleştirmeleri için küçük bir alan tanımak…
• Beklemeyi öğrenmek: Çocuğun her isteğinin anında karşılanmaması, hayatın doğal akışını anlamasına yardımcı oluyor. Birlikte yapılan bir kekin hazırlanışından pişmesine kadar geçen süreç bile, sabrı öğretmenin küçük ama etkili bir yolu.
• “Hayır”ın gücü: Kararlı, net ve sakin bir “hayır”, çocuğun sınırları öğrenmesini sağlıyor. Böylece ileride kendi isteklerinin esiri olmayan bireyler yetişiyor.
• Doğum şeklinin
Bir vidayı sıkmak yerine gevşetmek daha kolaydır. Yani bazı konularda Start olmak iyidir. Çok sertseniz, gevşemeniz mümkündür. Ama eğer en baştan işleri gevşek tutarsanız, sonradan sıkılaştırmak söz konusu dahi olamaz.