Ülkesine hizmet etmeye ya da düşmanla savaşmaya çağrılması pek olası görünmüyor, ama sınırları belli olan kendi alanlarında her halükarda cesaret gerekiyor. Kaygıya yenilmeme cesareti, hüsrana kapılıp başkalarını incitmeme cesareti, pervasızca açtığı yaralar yüzünden dünyaya karşı büyük bir öfke beslememe cesareti. Hakiki cesaret budur işte, emsalsiz bir kahramanlıktır.
Romantik evlilik tasavvuru "doğru" insanı bulmanın önemini vurgular. Burada kastedilen, bizi ilgilendiren pek çok meseleye ve benimsediğimiz değerlere sempatiyle yaklaşan kişidir. Uzun vadede böyle biri yoktur. Çünkü bizler çok fazla çeşitlilik gösteren, son derece kendine has varlıklarız. Dolasıyla kalıcı bir eşleşme olamaz. Bize hakikaten en uygun partner, mucizevi bir şekilde bütün zevklerimizin ortak olduğu kişi değil, zevklerimiz arasındaki farklılıkları akıl yoluyla ve içtenlikle müzakere etmeyi beceren kişidir. "Doğru" insanın alameti farikası, mükemmelen tamamlama gibi soyut bir fikirden ziyade, benzeşmezlikleri hoş görme kapasitesidir. Uyuşmak aşkın bir kazanımıdır, önkoşulu olmamalıdır.
Bir sevgiliyi "mükemmel" ilan etmek ancak onu anlamadığımızın bir göstergesi olabilir. Birini ancak bizi sahiden hüsrana uğrattığında tanımaya başladığımızı iddia edebiliriz. Gelgelelim sorunlu olan sadece onlar değil. Tanışıp tanışabileceğimiz herkes kusurlu çıkacak: trendeki yabancı, okuldan eski bir tanıdık, internetten tanışılan yeni bir arkadaş... Bu insanların her birinin bizi hayal kırıklığına uğratacağı kesin. Hayatın olguları hepimizin doğasını sakatlıyor. Hiçbirimiz yara almadan kurtulamıyoruz. Hepimiz ister istemez ideal olmaktan uzak ebeveynlerin gözetiminden geçiyoruz. Açıklamaya çalışmak yerine kavga ediyoruz, öğretmek yerine dırdır ediyoruz, kaygılarımızı tahlil etmek yerine kaşıyıp duruyoruz ve yalan söylüyor, hiç olmayacak şeylere suç buluyoruz. Bu ateşten gömlekten, mükemmel bir insan çıkma ihtimali yok. İnsanların böyle olduğunu bilmek için ille de onları çok iyi tanımamız gerekmez. İnsanların nasıl bir deliliği olduğu hemen anlaşılmaz (kendini belli etmesi birkaç sene bile sürebilir) ama deliliğin varlığı teorik olarak baştan kabul edilebilir. Bu nedenle, kiminle evleneceğimizi seçmek tam olarak nasıl bir acıya katlanmak istediğimize karar vermektir. Yani şu insanı değil de ötekini seçince duygusal varoluşun kurallarının etrafından dolaşmanın bir yolunu bulmuş falan olmayız. Haliyle hepimiz kendimizi nihayetinde kabuslarımızdaki o tipik karakterle "yanlış kişiyle" birlikte buluruz. Ama bunun her halükarda bir facia olması gerekmiyor. Aydınlanmış romantik kötümserlik bir kişinin bir başkasının her şeyi olamayacağını kabul eder. Dolayısıyla başka bir düşkünle beraber yaşamanın sıkıntılı gerçekliklerine kendimizi olabildiğince güzellikle alıştırmanın yollarını aramamız gerekir. Bir evlilik ancak "yeterince iyi" olabilir. Bunu kavramak için durulup