Bugün okuduğum Hamnet kitabının film uyarlamasını izledim. Filmi izlerken, önce evlenme sürecini; ardından Hamnet’in ölümü ve yas sürecini izleyeceğimi tahmin etmiştim. Ancak kitabı okuduktan sonra film bana oldukça eksik geldi.
Özellikle Agnes’in “orman kızı”, "cadı" kimliği, o mistik aurası ve sezgisel gücü filmde yeterince derin işlenmemişti. Kitapta onun doğayla kurduğu bağ, ruhlarla olan ilişkisi ve iç dünyası çok katmanlıydı. Filmde ise bu yönü yüzeysel kalmıştı.
Yanımda gelen arkadaşlarım kitabı okumadığı için birçok detayı anlamakta zorlandı. Sahne aralarında sürekli açıklama yapmak durumunda kaldım. Oysa iyi bir uyarlama, kitabı okumayan izleyiciye de hikâyeyi hissettirebilmeliydi.
Kitaptaki Hamnet’in Judith için koşturması, aile üyelerini arayışı, doktora gidişi… O çaba, o panik, o yorgunluk filmde yoktu. Çocukların yaşadığı yas süreci neredeyse hiç işlenmemişti. Hatta Agnes ve William’ın yasının bile kitapta olduğu kadar derin verilmediğini düşünüyorum.
Elbette süre kısıtı nedeniyle detayların eksilmesi anlaşılabilir. Ancak bence en önemli detaylardan biri çok iyi aktarılamamıştı: Agnes ruhları görebilirken, Hamnet’in ruhunu dört yıl boyunca görememesi ve nihayet onu tiyatro sahnesinde hissetmesi… Filmde bu an sadece bir vedalaşma sahnesi gibi kalmıştı. Oysa kitapta bu, gecikmiş bir kabulleniş, acının zamanla dönüşümü ve yasın tamamlanma haliydi. O duygu geçişleri çok daha güçlü hissettirilebilirdi.
Kitabı okuyan biri için film, hikâyenin ruhunu tam anlamıyla taşıyamamış gibi hissettirdi. Yine de görsel dünyası ve atmosferi etkileyiciydi; fakat duygusal derinlik açısından kitap çok daha sarsıcıydı.