İrfan Yalçın'ın her kitabını okuduğumda şu fikrim daha da perçinleniyor: Asla hakettiği ilgiliyi ve tanınırlığı görememiş, Türk Edebiyatının en önemli yazarlarından biri İrfan Yalçın'dır. Karakter derinliği her ne kadar kısıtlı tutulmuş olsa da bir çok sayfayı gerçekten nefesim daralarak okudum. Ara ara italik yazılarla 'flashback' hissiyatı veren geçişler tarzına farklılık katmış. Bitirdiğimde gerçekten iki büklüm olmuştum.
Bazen acıları çok uzaklarda arıyoruz; Afrika'daki zor yaşamlar, Filistin, uzak doğu vb. Halbuki çok uzak olmayan tarihimizde kendi içimizde yaşadıklarımız gerçekten akla hayale sığacak türde değil. Kitapta anlatılanların gerçek olduğununu havsala almıyor. Konu ve hikayenin akışı çok etkili ve derin yalnız, kitap mevcut sayfa sayısının iki hatta üç katı uzunlukta olsa ve bu sayfalarda karakterler derinleştirilse; Veli Kavas'ın, Sekemen'in, Emine'nin, Recep Çavuş'un yaşanan dönemdeki insan haline gelirkenki başından geçen olaylar ve psikolojileri irdelense, insanın gerçekten elinde imkan varken sınanması ile ilgili derinlik sağlansa bence bir Dostoyevski bir Yaşar Kemal eserinden hiç eksiği olmayacak. İrfan Yalçın'ın daha çok okunması dileğimle.