Güldüm. Ben bazen böyle sesli, salak gibi gülerim işte. Yani, ben sinemada kendimin arkasında olsaydım, bir zahmet patırtıyı kesmemi söylerdim herhalde kendime.
Papazın Kızı, rahibin kızı Dorothy’nin bastırılmış, katı kurallarla çevrili hayatından bir anda kopup bambaşka bir hayata sürüklenmesini konu alıyor. Toplumsal ve dini baskıların gölgesinde büyüyen Dorothy’nin, kendini bir sabah tanımadığı bir şehirde, tüm düzeninden uzak bir şekilde bulmasıyla başlayan bu hikâye, aslında büyük bir uyanışı anlatıyor.
Orwell, toplumsal yozlaşmayı ve bireyin bozuk bir sistem karşısındaki çaresizliğini çok sade ama çarpıcı bir dille işlemiş. Dorothy’nin yıllarca kutsal saydığı değerlerin, hayatın gerçek yüzüyle karşılaştığında nasıl sorgulanmaya başladığını okumak beni oldukça düşündürdü.
Kitap boyunca Dorothy’nin inançla, adaletle, doğruyla ve yanlışla verdiği içsel savaş, toplumun bir kadına dayattığı rollere karşı bir isyan gibiydi. Kitap, yazarın politik olmaktan çok insan psikolojisini ve ruhunu okuyucuya göstermiş gibi geldi.