J. D. Salinger

J. D. Salinger

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
6.9
12,4bin Kişi
okuyor-dolu
47,2bin
Okunma
v3_begen_dolu
1.202
Beğeni
goz
30,1bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Tam adı
Jerome David Salinger
Unvan
Amerikalı Yazar
Doğum
New York, ABD, 1 Ocak 1919
Ölüm
New Hampshire, ABD, 27 Ocak 2010
Yaşamı
Jerome David Salinger 1 Ocak 1919'da New York'ta doğdu. 1934-36 arası Valley Forge Askeri Akademisi'ne, 1937-38 arası Ursinus College ve New York Üniversitesi'ne gitti. 1941-48 arasında Colliers, Esquire ve Cosmopolitan gibi dergilerde yirmi öykü yayımladı.  Salinger, Zen-Budizm öğretisinden etkilendi ve bunu yazdıklarına da yansıttı. Yeni Dönem öykülerinden oluşan Nine Stories (İngiltere'de For Esme – With Love and Squalor (Esme için – Sevgi ve Sefaletle)) 1953'te yayımlandı.  Salinger, 1950'lerin ikinci yarısından itibaren New Yorker'da yedi tuhaf kardeşli Glass Ailesi'nin birbirine bağlı uzun öykülerini yayımlamaya başladı. Bu dizi öykülerin ilk ikisini Franny and Zooey adıyla 1961'de, sonraki ikiliyi ise Raise High the Roof Beam, Carpenters and Seymour: An Introduction adıyla 1963'te kitaplaştırdı. Glass Ailesi'ne ait yayımlanan son öykü olan Hapworth 16, 1924 ise New Yorker'ın 16 Haziran 1965 tarihli sayfalarında kaldı.  Salinger, 1963'ten beri yeni bir kitabı çıkmamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.
kamera
Çavdar Tarlasında Çocukla...
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Franny ve Zooey
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Dokuz Öykü
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Yükseltin Tavan Kirişini ...
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Üç Öykü
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Titrek Bacanak
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
198 syf.
·
4 günde
·
6/10 puan
Ben J.D. Salinger. Kitabımı sevmek zorunda değilsiniz ama övmek zorundasınız.
İnsanoğlunun ya da insan kızının doğası gereği olmuş ve olabilecek her şey hakkında yorum yapmak ister ve yapar. Sokaktaki insanlara, ünlü sanatçılara ya da oyunculara, futbolculara, devletin yüksek mevkiye sahip kişilerine; kısaca insanın bulunduğu her yere gidin. Örneğin elinizde bir saat götürün. Hepsinin de o saat hakkında yorumu vardır. O ana kadar yoksa bile artık o an bir yorumu olacaktır. Bakın olumlu ya da olumsuz demiyorum, mutlaka bir cümleden de oluşsa yorumu vardır. Böyle yorumlar da, yorum yapılan nesnenin, meyvenin, şehirin, kitabın hatta insanın değerini belirler. Ne kadar doğru bilinmez lakin bu böyledir. Bir şeyler alırken yorumlara da dikkat etmiyor muyuz örneğin? Örneğin bir araba alırken, mutlaka o arabayı kullanmış, kullanan ya da o araba hakkında bilgi sahibi kimselerin yorumlarına başvurmuyor muyuz? Kitaplarda da bu durum böyledir. Gidip kimsenin önermediği, hiçbir yerde görmediğimiz bir kitabı aldığımız pek görülmemiştir. Buraya kadar aslında hiçbir sıkıntı yok. Burdan sonrasında devreye birtakım olaylar giriyor. Bazı cevapsız sorular.. Kitabı okuduktan sonra kafamda birtakım soru işaretleri oluştu. Daha öncesinde Olasılıksız, Simyacı, Sol Ayağım, Şeker Portakalı hatta Türk Edebiyatına gelelim biraz, Kahraman Tazeoğlu'nun Bukre isimli kitabı, Can Yücel'in Sevgi Duvarı isimli kitabı gibi kitaplarlarda da olmuştu. Mesela ben merak ediyorum. Bu kitabı ilk kim beğendi, ilk kim neye dayanarak önerdi? Bu kitabı ilk öneren kişi, önerirken sarhoş muydu? Bu kitabı öneren ilk kişi yazarın, eşi, sevgilisi, annesi, babası ya da arkadaşı mıydı? Ardından oluşan bu silsilede devamındakiler kitabı okumadan mı  "Bu güzel kitap.." diye önerdi geçti? Bu kitabı da eklemiştim bu kervana lakin kitap hakkında bir kaç araştırma yaptıktan sonra bu kitabın neden bu kadar okunduğunu çözmüş gibi oldum. Şimdi biraz kitabın günümüze kadar gelen o enteresan hikayesine değinmek istiyorum. Aslında doğruyu söylemek gerekirse Çavdar Tarlası'nı falan görünce Steinbeckvari bir öykü bekliyordum. Sosyalist kişileri, emekçileri bekliyordum lakin olayın bununla alakası yokmuş.. 1951 yılında  Amerika'da yayınlayan bu kitap, ahlaka aykırılık sebebiyle sansürleniyor. Kitabın başından bu tür birçok badire geçiyor. İşin ilginç tarafı 1978'de bu kitap liselerde ders olarak okutulmaya başlıyor. Bu kez de 1981 yılında Komünizm propagandası sebebiyle yasaklanıyor. Böyle olaylar yaşandıktan sonra ülkede en çok sansürlenen ve aynı zamanda en çok okunan kitap haline geliyor. Günümüzde dahi bu kitap günde 685 kopya satıyor. Mükemmel bir sayı. Lâkin aklımdaki soru işareti şu: Kitap sansürlenmeseydi hiç bu kadar ilgi görür müydü? Sanmam. İnsanoğlu bu tür şeylere çok merak salar. Devletin yasakladığı ya da kaldırdığı şeyden kaldırana kadar bihaberdir. Devlet kaldırdıktan ya da yasakladıktan sonra ise o şey dillerinden düşmez. Bkz. İstanbul Sözleşmesi. Yani demem o ki kitabın basıldığı ve sonrasında devam eden süreçte ABD, yazarın ekmeğine bal sürmüş oldu. Yazar bile tahmin etmemiştir bence bu kadar okunacağını.. Romanın konusuna gelecek olursak; ergenlik çağındaki Holden'in okuldan atılması ile başlayan hikaye onun evden uzaklaşması sonucu başına gelenler ile devam ediyor. Liseli bir genç olan Holden Caulfield'in okuldan atılması sonucu dışarıda geçen üç gününü anlatan kitap, aile ve arkadaşları ile yaşadığı sorunlara da değiniyor. Ergenlik çağındaki Holden’in yetişkinler dünyasına olan isyanı ve bir Noel öncesi başına gelenler sonucu psikiyatri kliniğine uzanan öyküsü ile de devam ediyor. Kitabı pek yaşamasam da bazı noktalarda belki sizi içine çeker ve yaşarsınız. Holden ile başkaldırır, Holden ile isyan edersiniz. Kitabın dili aslında samimi olmasına rağmen ben  başarılı bulmadım. Alışveriş listesinde bile edebi zevk arayan beni tatmin etmedi. Roman Kahraman bakış açısı ile yazıldığı için ergenlik çağındaki Holden'in  üslubunun edebî olamaması doğaldır lakin 198 sayfa kitap yazıldıysa edebi zevk az da olsa tattırılabilirdi zannımca. Ayrıca küfür ve argonun bol olması bazı konumlarda "Yeter!" dedirtti. Kitabı araştırırken bir şey daha dikkatimi çekti. Kitabın Fransızca aslından ilk çevirisi “Gönülçelen” adı ile yayımlanıyor. Yayınevi değişikliği sonrası ise “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ismi ile yayımlanmaya başlıyor. Ha bu arada yayınevi demişken yine dikkatimi çeken bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Kitabı incelerken fark ettim, kitabın arka kapağı boş, ön kapağında ise sadece kitabın ismi var. Zorunlu olmasa ismi de yazılmayacakmış sanki. Yapı Kredi Yayınları genelde sade kitap basmazdı, şaşırdım doğrusu. Amerikan Edebiyatında John Steinbeck, Charles Bukowski, Ernest Heminway, Mark Twain, Edgar Allan Poe, Dan Brown gibi yazarların kaleminin zevkini tattıktan sonra J.D. Salinger efendinin kaleminin beni tatmin etmemesi pek doğal. Bir kere Mercedes'e bindikten sonra Hyundai'a binsen ne olur, binmesen ne olur... Söylenecek bir şey kalmadı galiba. Kitabın içindeki hikayesi değil de kitabın sansür hikayesi bakımından son anda "Fazla Abartılan Kitaplar" kervanımdan sıyrılan bu kitabı bir daha okur muyum, bilmem. Lâkin size şunu samimi bir şekilde söyleyebilirim ki sakın büyük umutlarla elinize alıp okumayın bu kitabı. Üzülürsünüz.. Esen, sağlıcakla, kitapla, şiirle ve hoşça kalın..
kamera
Çavdar Tarlasında Çocuklar
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
yildiz
6.8/10 · 44,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
198 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Edebiyat dünyasının tartışılan eserlerinden biri “Çavdar Tarlasında Çocuklar”. Seveni çok seviyor, sevmeyeni eseri abartılmış buluyor. Kimi travmalarını atlatamayan, iç çatışmaları ile boğuşan, uyumsuz ergen Holden Caulfield’in 4. okulundan da atıldıktan sonra geçen birkaç gününü anlatıyor kitap. Yani konusuna bakıldığında öyle ahım şahım bir tartışma yaratacak gibi durmuyor. Ancak daha ilk çıktığı 1951 yılında tartışmaların fitilini ateşlemiş bir kitap “Çavdar Tarlasında Çocuklar”. O zamanki tepki sebebi, kitabın içinde çokça argo kullanılması. 1950lerin Amerika’sında, hele Holden gibi zengin bir aileden gelen ve New York’un ayrıcalıklı okullarında okuyan bir aristokratın bu kadar ağzı bozuk resmedilmesi özellikle Cumhuriyetçileri fena kızdırmış. Kitap kimi okullarda yasaklanmış, kitabı öğrencilerine tavsiye eden öğretmenler işten atılmış, hatta Salinger “Amerikan düşmanlığı” ile suçlanmış -bize ne kadar tanıdık değil mi? Seçkin sınıf, Holden’in küfürbazlığını kendilerine bir hakaret addetmişler anlayacağınız… Aradan 30 yıl geçtikten sonra bambaşka bir sebeple tekrar namlunun ucuna oturtulmuş kitap. Bu kez tam tersi bir sebeple hem de… John Lennon’u öldüren Mark David Chapman’ın -ki Lennon’ı “masumiyetini kaybetmesini engellemek için öldürdüğünü iddia etmişti”- yakalandıktan sonra kitaptaki kahramanımız Holden Caulfield’a hayranlığını ifade etmesi ve hatta kitaptan bir pasajı savunmasında kullanması ile dikkatler tekrar kitabın üzerine çevrilmiş. Bir yıl sonra Ronald Reagan’a suikast düzenleyen John Hinckley Jr’ın, 9 yıl sonra da sevgilisini öldüren Robert John Bando’nun yanlarında “Çavdar Tarlasındaki Çocuklar”ı taşımaları ile de kitap, bu tarz uyumsuz ve kriminal tipleri suça özendirdiği iddiası ile topa tutulmuş. Bir “kült” eser haline gelmiş. Ancak kitap hala Avrupa’da ve Amerika’nın büyük kısmında liselerde yardımcı ders kitabı olarak okutuluyor. Neden derseniz? Kitap hepimize çok tanıdık bir dönemi, ergenliğin o duygusal iniş-çıkışları ile boğuştuğumuz sancılı yılları çok başarılı anlatıyor. Kahramanımız Holden’in iç sesini dinliyoruz sürekli ve onun duygudan duyguya sürüklenişini izliyoruz. Holden’in anlattıklarında bir tutarlılık var mı derseniz, yok. Holden her şeye karşı öfkeli, her şeye karşı; mutluyken bir anda bunalıma giriyor, durup dururken gülüp ağlamaya başlıyor, kimsenin onu anlamadığını düşünüyor ve sanki tüm dünya onun üstüne geliyormuş gibi hissediyor. Popüler tiplere özeniyor, ama kendisi öyle olamadığından öfkeleniyor. Cinsellik özlemi had safhada; kız arkadaşı olanları kıskanıyor, hele “o işi” yapmış olanlara gıcık kapıyor. Bir an önce büyümek istiyor Holden; barlara gidip içki almaya çalışıyor, ona göre “yetişkinlik”in simgesi sigarayı elinden düşürmüyor. Yetişkinlerin o öğüt veren halleri Holden’i çıldırtıyor, anne-babasını hem seviyor, hem sevmiyor, öğretmenlerine gıcık, hele kuralcı olanlara iyice gıcık. Büyümenin bütün sancılarını son derece üst perdeden yaşıyor ve yaptıklarının etkilerini hesaplayamıyor. Holden’in yaşadıklarını tüm ergenler aynı şekilde yaşıyor mu, tartışılır. Üzerinde hemfikir olunan bu şiddetli duygusal iniş-çıkışların her ergende yaşandığı yönünde. Kimileri bunu sağlıklı şekilde dışa vurup kolay atlatabiliyor; kimileri ise içine kapanarak ya da Holden gibi aşırı tepki göstererek zorlanıyor. Çevrenin; özellikle aile, okul ve arkadaş çevresinin yaklaşımı, bu dönemin ne kadar sağlıklı atlatıldığında belirleyici oluyor. İşte tam da bu nedenle; Holden’in hissettiklerinin sadece ona özgü olmadığı, her gencin farklı zamanlarda benzer duygular içine düştüğü ve bunun ergenliğin doğal bir sonucu olduğunun bilinmesi, bu duyguların kabullenilmesi ve üzerinde konuşulabilmesi için bu kitap okullarda okutuluyor. Öğretmenlerin mutlaka okuması isteniyor. Hem onların gençleri anlaması, hem de ergenin kendini anlaması ve -gerektiğinde-affetmesi için… Zira Holden gençlere yardım etmek istiyor: "Hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar ge­tiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakma­dan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında ço­cukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyo­rum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim." Bunun yanısıra Salinger’in kitabında az yerde vurguladığı, ancak Holden’in durumunu sadece ergenlik bunalımından çıkarıp depresyona yönelten travması da var. Küçük kardeşini lösemiden kaybeden bir genç o ve kardeşini özlüyor. Bu derin ve üstü kapanmamış acı, ergenlik ile birleşip fırtınalar koparıyor Holden’in zihninde. Ve Salinger bu depresif hali müthiş resmediyor. Kitabın ağır ilerleyişi ve tekdüzeliği kimi okuyucuda bıkkınlık yaratıyor; zira sürekli Holden’in kafasının içindeyiz ve sadece onun iç sesini dinliyoruz. Aralıksız, uzun paragrafları ve çok az diyalogla Salinger 190 sayfada bize belki 400 sayfalık okuma yaptırıyor. Bu yüzden duyulan sıkıntıyı ve pişmanlık hissini anlıyorum. Ancak bir ergenin tutarsız duygu durumunu ve düşünce sistematiğini bu kadar güzel anlatan bir kitap bence “abartılmış” sıfatını hak etmiyor. Tam tersine, benim gibi psikolojiye meraklıysanız, size son derece meraklı ve keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. O yüzden meraklılarına öneririm.
kamera
Çavdar Tarlasında Çocuklar
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
yildiz
6.8/10 · 44,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
198 syf.
·
7 günde
·
7/10 puan
Çavdar Tarlasında Çocuklar... Edebiyat dünyasını ikiye bölen, tartışmalı meşhur eser... Okuduğum yorumlar sonucunda tereddütte kaldığım, ama okumadan da fikir sahibi olamayacağımı düşündüğümden başlamaya karar verdiğim eser oldu. Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden adlı bir gencin hikâyesi... Gelir seviyesi yüksek ailelerin çocuklarının okuduğu Pencey adlı bir lisede okuyan Holden okuldan atılır ve eve dönene kadar üç günlük süre zarfında başindan geçenlerin anlatılmasıyla macera başlar... Holden, yaşının tüm özelliklerini taşıyan bir genç aslında. İyi bir ailesi olmasına rağmen her yaptıkları ona batan, zeki olmasına rağmen aykırı olmak adına ders çalışmayan, güçlü olduğunu ispat etmek adına kavga eden, aslında bir yanı hep kırılgan olan, büyümek için koşan, bir an durduğunda çocuk olduğunu anımsayan biri o... Küçük yaşta lösemiden ölen kardeşinin acısını hep içinde taşıyan, on yaşindaki kızkardeşine hayran, aklına estiği gibi davranan, kendi içinde kendiyle kavgalı, kim olduğunu bulmaya çalışan bir çocuk Holden. Büyükler gibi davranmaya çalışırken, donmuş göldeki ördeklerin nereye gittiğini merak ederek çocuk olduğunu kanıtlayan bir çocuk Holden... İç monologlara yoğun bir şekilde yer verilen, 'rezil', 'hödük' gibi kelimelerin bolca geçtiği eseri ben çok sevdim. Tanışmanızı isterim Holden'in hikâyesiyle... Büyüdüğünde nasıl bir birey olurdun acaba Holden? Çocuğun da senin fikirlerine sahip olur muydu? Insanlar ve hayat düşündüğün gibi kötümüydü?.. Bunları merak ettim eserin sonunda... Sevgiyle...
kamera
Çavdar Tarlasında Çocuklar
kamera
J. D. Salinger
ucnokta_yatay-1
yildiz
6.8/10 · 44,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;