"Doktor haklıydı, bir mikrop var ortada, o da sermaye mikrobu. Bu mikrop bizim kalplerimize girip bizi yok etmeden önce biz onu yok edebiliriz, buna inanmalıyız."
"Parmağını kestiğinde, içi mikropla dolduğunda yara şişer ve acır. İşte o şişlik vücudunun mikroplara karşı savaşıdır, hissedilen acı da verilen mücadeledir. Hangisi kazanacak bilemezsin ama yara ilk savaş yeridir. Eğer ilk raundu hücreler kaybederse, mikroplar her yere yayılır, mücadele kolda devam eder. Mac, işte, grevler de bu yaralar gibidir. İnsanların içine bir şeyler girmiştir, hafif ateşlenmişlerdir, bu da yetmezmiş gibi lenf bezleri hızla büyümektedir. Neler olacağını görmek istiyorum, işte bu yüzden yaranın içine giriyorum."
"Bu işler seni hasta ediyor, değil mi evlat? Elinde kocaman bir kemiği evirip çeviren köpek yavrusu gibisin. Uğraşıp duruyorsun ama kemiğe diş geçirmen ne mümkün?"
"Biz, evde hep bir şeylere karşı savaş verirdik, çoğu zaman açlığa karşı. Babam patronlarıyla savaşırdı. Ben okulla savaşırdım. Gel gelelim, hep kaybederdik. Bir süre sonra anladım ki kaybetme düşüncesi artık beynimize iyice yerleşmişti.