Önemli bilgilendirme:
Artemis Yayınları'ndan bu sene çıkan Beril T. Uğur çevirisinde "Ben, Efsaneyim" romanına ek olarak 10 farklı öykü daha vardır. Yazarın sevenleri için önemli bir kaynak.
Gelelim yoruma:
Bu kitapta vampir mitine dair peşinen kabul ettiğimiz ve arkasındaki mantığı sorgulamadığımız her şeyi bilimle açıklamaya çalışıyor Neville (ya da Matheson). Bunun nedeni bir virüs yüzünden herkesin vampir olması. Lakin efsanevi ve kurgusal olan bir olguyu bilimle açıklamaya çalışması ama bir yandan da vampirleri efsanedeki gibi yok etmeye çabalaması sağduyuya hakaret.
Kabul, bu açıklamalardan bir kısmı gerçekten akla yatkın. Vampirlerin kan ihtiyacı ve yoksunluk halinde yaşadıkları, güneş ışığının etkisi ve kazıkla öldürülme gibi öğeler zekice aydınlatılmış ama bununla birlikte sarımsak, ayna ve haç konusunda doyurucu açıklamalarda bulunamıyor.
Yazarın neden böyle bir girişimde bulunduğunu anlamıyorum aslında. Buradan bilim ve kör inancın arasındaki savaşa dair ciddi cümleler söylenebilirdi ama bunu da yapmamış. Sadece zorlama açıklamalar. Buna gerek var mıydı? Vampir miti kullanışlı bir klişe olarak yazarlara zaman kazandırıyor, böylece okuyucu bu ön bilgiyle hikâyeye odaklanabiliyor. Ama bu kitapta bu miti alıp ayrıntılı bir şekilde bilimle açıklamaya çalışmak zaman kaybı oluyor ve zaten bu yüzden kitabın en mühim kısmı bir-iki bölümde geçiştiriliyor.
Bu en önemli kısmı okuma zevkinizi bozmadan nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama yazarın heba ettiği konu şu: Dışlanmışlık, farklı olandan nefret etme, ötekileştirme, yabancılaşma. Kitapta bir vampir türünün bir araya toplanıp farklı bir toplum oluşturduğunu görüyorsunuz ama bunun üzerinde çok az duruluyor.
Yazar, bu konuyu kitabın en başından işlemeye başlasaydı bu kitap gerçekten “efsanevi” bir kitap olurdu.