Yunus Emre Ak

Yunus Emre Ak
@Merhi0
Sipihrüŋ âyenesinde göründi rûy-i fenâ Kodı bu kesret-i dünyâyı kıldı 'azm-i bekâ "Felek aynasında yokluğun yüzü göründü; [bunun üzerine şehzade] bu dünya kesretini bırakarak bekâ âlemine yöneldi." Felek yahut gökyüzü demek olan "sipihr"in aynaya benzetilmesi, kaderin feleğin hareketleri sonucu belirlendiğine dair eski ve batıl bir inancın şairler arasında yaygın bir edebî motif olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Eskiden aynalar parlatılmış demirden imal edildiğinden "âyene" ibaresi Farsça "âyen" [=âhen, demir] e nispetle oluşturulmuş bir kelimedir. Falcı ve kâhinler aynaya bakarak gelecekten haber verdikleri için şair, felek-kader ilişkisini de kullanarak bir benzetme yapmıştır.
Reklam
Eski edebiyâtımızda yıldızlar hakkında geliştirilen tasavvurlardan biri de onların gökten yeryüzünü seyreden gözler oldukları şeklindedir. Klişeleşen bu benzetmedeki "göz" imajını kullanan şairler, aslında "çok gezmiş, çok görmüş, tecrübeli" anlamındaki "cihân-dîde" deyimini, yıldızlar sürekli dünyaya bakar gibi göründüklerinden onlar hakkında kullanmışlardır.
...padişah otağının ejderhaya benzetilmesinin ayrı bir sebebi daha vardır. Zira eskiden insanlar ay tutulduğunda, onun gökte yaşayan dev bir ejderha tarafından yutulduğuna inanırlardı. Mehmet Halit Bey halk arasında yakın zamanlara kadar süregelen bu inancı şöylece anlatır: "Gökyüzünde büyük bir yılan, ayı boğup yutmak için ona saldırır ve bir noktasından dişlerini geçirir, yavaş yavaş çevreden merkeze doğru çöreklenerek ayın yüzünü ve ışığı tamamiyle tutar ve kapatır.[...] Ay tutulduğu zaman halk yılan veya ejderha tarafından hücuma uğradığına ve yutulmak tehlikesinde kaldığına hükmettiği cihetle minarelerde salâ vermeğe ve ezan okumağa başlar, namaz kılınır, saldıran ejderhayı korkutmak maksadıyla silah atılır..." (Alıntının bulunduğu sayfanın altında Şentürk, dipnot olarak "Ondördüncü Lem'a" da bulunan bazı satırları aktarır ve bu olayın güneş ve aya atfedilen astronomik bir terim olan "tinnîneyn" (iki yılan) den geldiğini, bu ilmî teşbihin avam lisanına girmesiyle böyle bir inanışın vuku' bulduğunu belirtir.)
Geçerler idi geçende o merd-i meydânı Felek o cânibe döndürdi şâh-ı devrânı "O savaş meydanlarının yiğidini adı geçtikçe çekiştirirlerdi, felek zamanın padişahını o [iftiracılardan] yana döndürdü." . . . Yeryüzünde meydana gelen kötü hadiselerden dolayı feleği suçlamanın, şairlerin eski adetlerinden olduğu mâlumdur. Yahya Beğ padişaha ustaca yönelttiği bu imalı hakaret ifadesinde suçu feleğin üstüne atarak âdeta padişahı biraz mazur tutmak ister gibi görünür; ancak bu defa daha ağır bir hakaretle ve kinayeli olarak sözü Hürrem Sultan'a dokundurur. Bilindiği üzere felek edebiyâtımızda sık sık "pîre-zen-i mekkâr" [=hilekâr kocakarı] olarak zikredilmiştir. Bunun halk arasındaki ifadesi ise daha ağır olup "kahpe felek" şeklindedir. Padişahı oğlunu katletme kararına feleğin döndürdüğü gibi batıl bir düşünceyi ifade ederken şair, aslında onu Hürrem Sultan'ın döndürdüğü gerçeğine imada bulunmaktadır. Yani "felek" kelimesi Hürrem Sultan'ı kastedecek biçimde kinayeli kullanılmış, böylece feleğe âlem olan hileci kocakarılık yahut kahpelik vasfı da dolayısıyla Hürrem'e izafe edilmiştir.

Yunus Emre Ak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·280 syf.·
2025 1. kitabı
Reklam