“Fakat cemiyet var. Er geç o çıkar insanın karşısına. Mahkemelerden ziyade onun nefreti korkunç. Ve öfkesi. Gizli, dilsiz, hiçbir şekle bağlı olmayan öfkesi. Ne yapar? Müthiş bir tatouage. Damgalar insanı. Kötü kadın. Bitti.”
Unutmanın en emin çaresi hatırlamaktı. Sonra kalbin bütün meselelerini bizzat kendinden daha iyi halledecek bir kuvvet olmadığını eskiden beri çok iyi biliyordu.
Şimdi ne yapmalı? Çok defa kendi kendine bazen çok lüzumsuz, bazen de yüksek sesle sorardı. Bu sual, bir anın boşluğunu dolduracak meşgaleyi aramaktan başlayarak hayatın bütün meselelerine karşı en doğru ve canlı davranışın ne olabileceğini anlamak ihtiyacına kadar büyüyen bir endişeyi içine alırdı. Yalnız kendisi için değil, her insan için sorulan bir sual olurdu: Ne yapmalı?
“—Hayranlık mağlup olmuş bir kıskançlıktır. Yani kıskançlık gıptaya, gıpta hayranlığa yerini verir. Dibinde kin vardır. Gitgide, hayranlığın zaafa uğradığı anlarda bu kin ortaya çıkar.”
Rüyada bu kadar düzgün ve sürekli düşünülemez. Bazen saçma bir kelime bütün bir ruh yükünün tam veznini, hatta manasını verebilir. Uyanıkken bu sözü tahmin veya icat etmeye imkan yoktur.