Fatih Çetin

Fatih Çetin
@MericGibi
“Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek. İçlerinde böyle bir canlılık, böyle bir hayat coşkunluğu duyanlar dünyanın biricik hâkimleridir”(C.M)
Yüksek Lisans
Ankara
26 Şubat 1998
64 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Milliyetçi olmak için milletinin tarihini, coğrafyasını tanımak, sevmek ve millet uğrunda severek çalışmak icap eder. Çevremizde milliyetçi geçinenlerin çoğu bu hazırlıktan mahrum çığırtkanlardır. Onlar bu suretle şöhret, mevki ve para kazanmak arzusundadırlar. Sahte milliyetçiler hakiki milliyetçiliğin yıkılmasına sebep olur. Böyleleri milliyet düşmanı kesilseler daha iyi olurdu
Reklam
Fikret Tarih-i Kadîm’inde beşer tarihine karşı lanetler yağdırır. İkinci Meşrutiyet nesli, tarihi yeniden canlandırır. Mehmed Akif Türk-İslam tarihini, Ziya Gökalp eski Türk tarihini, Yahya Kemal Selçuk ve Osmanlı tarihini işlerler.
Eskilerin Allah, Peygamber ve Kur’an hakkında kullandıkları mukaddes kelimelerin, bu devirde, fanî insanlar ve fanî işler için kullanılması dinî duyguların dejenere oluşunun bariz bir alâmetidir
Cumhuriyet devrinde, dinî duygular, yine tarihî zaruretler dolayısıyla ihmal edildiği ve bilhassa Garp’ı taklit ederken bu fikre değer verilmediği için, insan şahsına hürmet duygusu, çok zaafa uğramış, içtimai hayatımızda otoriterler hakiki şahsiyetler olmaktan ziyade, hiçbir şahsiyeti olmayan köle ve dalkavuklar bulmaktan hoşlanmışlardır. Bu devirde, korkunç bir “aydınlar ihaneti”ne rastlarız. Kalbini ve kafasını yitiren, etten robotlar etrafı sarar.
Ölmek üzere olan bir adama bakarak, bu adam bütün hayatınca böyle hasta ve bitkindi demek ne kadar yanlış ise, imparatorluğun çökme anını görerek, işte sizin mazi dediğiniz budur, demek de o kadar yanlış olur. Her millet gibi bizim mazimizin de iyi kötü tarafları vardır. Her millet gibi, bizim de asırlarca yaşanmış hayatımızın bir mânası ve değeri olması icap eder. O ana has tarihî şartlar, ilk Cumhuriyet neslinin bu basit hakikati görmesine mani oluyordu. Düz ve çıplak sahada yeni bir yapı kurulmak isteniliyordu. Issız bozkırlar ortasında, küçük bir Amerikan şehri gibi yükselen Ankara bu zihniyeti çok güzel temsil eder.