“Ne var, Zezé?”
“Hiç, Godóia… Neden kimse beni sevmiyor?”
“Çok budalasın.”
“Bugün üç kez dayak yedim, Godóia.”
“Hak etmemiş miydin üçünü de?”
“Onu demek istemedim. Kimse beni sevmediği için, dövmek istediklerinde herhangi bir şeyi bahane ediyorlar.”
“Ağlamak kötü bir şey mi?”
“Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?”
“Bilmiyorum. Bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes…”
“Açıklayayım, Zezé. Bu değişimin ne olduğunu biliyor musun? Büyümektesin demektir. İnsan büyüdü mü böyle olur. Yani bilinçlenir. İçindeki, o konuşan ve gören şeye ‘bilinç’ denir. Yakında sahip olacağını söylediğim ‘o şey’e bir gün insanı götüren de bilincidir.”
“Olgunluk çağına mı?”
“Güzel, iyi aklında tutmuşsun. İşte o geldi mi, olağanüstü bir şey olur. Bilinç büyür, büyür ve başımızla yüreğimizi doldurur. Gözlerimizde ve yaptığımız her şeyde kendini gösterir.”