Dört gün önce Ege bana kampa bittiğim günün akşamında bir teklif sundu. Onun yanma gitmemi, onunla yaşamamı istediğini söyledi. Çünkü artık her şey dayanılamaz bir hal almaya başlamıştı. Mesafelere rağmen sevilir miydi, evet sevilirdi. Sevdik çünkü. Mesafelere rağmen âşık olunur muydu, olunurdu. Olduk çünkü. Mesafelere rağmen bir arada kalınır mıydı, kalınırdı. Kaldık da. Mesafelere rağmen mutlu olunur muydu? Olunurdu. Gördünüz. Ama mesafelerin yapmayı başardığı tek bir kötülük vardı insan hayatında. Tek bir duygu, tek bir his, tek bir engel... O da korkuydu. Korku hissi. İnsan arasında kilometreler varken korkuyordu. Bir şey oldu mu, bir şey olacak mı, o iyi mi, hasta mı, kaza mı yaptı, yoksa yanında biri mi var, biri onu benden alacak mı, yoksa ben uzağındayım diye yakınındaki birini sevmeye başlar mı?
Ben de korktum.
O da korktu.
Ve sonuç bizi bir felakete sürükledi mi?
Hayır.
“Eğer bana mesafelere rağmen yapabilir miyiz, devam edebilir miyiz dersen... Eğer uzağımda kalmaya devam etmek istersen ben varım İzmir. Ben hâlâ varım. Peki ya sen bir kez olsun aramızda kilometreler olmadan denemeye var mısın İzmir?”