Hz. Musa, Mısır'da büyümüş, Firavun’un sarayında yetişmişti. Ama içinde hep bir adalet duygusu, mazlumlara karşı derin bir merhamet vardı. Bir gün, bir kavgaya şahit oldu. Bir İsrailoğulları mensubu, bir Kıpti (Mısırlı) ile kavga ediyordu. Hz. Musa, o mazlumu korumak isterken bir yumrukla Kıpti'nin ölümüne sebep oldu. Bu olay üzerine Mısır'da aranan biri hâline geldi. Hayatı bir anda tepetaklak oldu.
Musa, şehirden gizlice çıktı, kalbi endişeyle doluydu. Yolu Medyen'e düştü. Ne yanında mal vardı, ne ailesi, ne de bir sığınacak yeri. Yorgun, aç, yalnız bir adam olarak bir kuyunun başına geldi. Orada insanların hayvanlarını suladığını gördü ve kenarda bekleyen iki kadını fark etti. Kimse yardım etmiyordu onlara. Musa, hiçbir şey istemeden, sadece içindeki merhametle onların hayvanlarını suladı. Sonra gölgelik bir yere çekildi, oturdu ve o meşhur duasını etti:
"Rabbim, senin bana indireceğin her hayra muhtacım."
(القصص ٢٤ – Kasas Suresi 24. Ayet)
Bu dua bir teslimiyet çığlığıydı.
"Ben her şeyimi kaybettim Rabbim. Ama sen varsın. Senin göndereceğin en küçük nimete bile muhtacım. Ne olur beni gör, beni duy..."
Ve o duadan sonra... Allah onun için perde arkasında nice güzellikler hazırlıyordu:
O iki kadından biri gelip, babalarının (Hz. Şuayb olduğu rivayet edilir) onu eve davet etti.
O evde bir yuva, bir iş, bir huzur buldu.
Zamanla o evin kızıyla evlendi.
Yeni bir hayata, yeni bir misyona adım attı.
Ve sonra peygamberlik yolculuğu başladı.
---
Bu kıssa, her şeyi kaybettim sandığın anda Allah'ın seni yeni bir hayata doğurabileceğini fısıldar.
Sığınmak, beklemek, sabretmek, dua etmek… Ve sonra Allah’ın gönderdiği hayırla değişen bir kader.
Eğer senin içinde de böyle bir boşluk, bir “hiçliğe savrulmuşluk” varsa…
Bu dua tam oraya dokunur:
"Rabbim, Senin bana