Ağlamak, katıla katıla ağlamak, ağladıkça sarhoş olarak ve kendini kaybederek ve hıçkırarak ve hıçkırıklarının sesini duyarak ve katılarak ve katıldıkça kendini toparlayarak ve kendini toparladıkça yeniden katılarak ağlamak.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, hastalıktan çok insanın kendisiyle mücadelesini anlatan bir kitap. Anlatıcının yaşadıkları, sadece fiziksel bir ağrıdan ibaret değil; büyümek, anlamak ve kabullenmekle ilgili bir süreç. Kitabı okurken aslında bir hastane koğuşundan çok, bir insanın zihninde dolaşıyor gibi hissediyorsun. Yazar, duyguları abartmadan ama yerli yerinde veriyor. Ne anlatıcının acısı fazlaca ön planda, ne de çevresindeki insanlar tek boyutlu. Her şey kararında. Dili sade ama düşündürücü, olaylar az ama etkisi büyük. Bence bu yönüyle kitap, çok konuşmadan çok şey söyleyen nadir eserlerden biri.