Gerçekten çok yürek burkan bir kitaptı. Ta ikinci dünya savaşı için ele alınan bir konu nasıl oluyor da bugün bile bu kadar anlamlı kalabiliyor? Dünyanın her yerinde savaş var. Her yerinde nefret, şiddet var. Ve en kötüsü bu yıkım o kadar büyük ki kimse toparlanamıyor, toprağa verilenlerin geri dönüşü yok, kalplerdeki o özlem duygusu bir türlü geçmek bilmiyor. Hem savaşı hem insanları eleştirmiş, hem de bir kadın gücünü, emeğini en iyi şekilde gözler önüne sunmuş Aytmotov'a teşekkür ediyorum.
O çaresizliği, çocukların açlığını, kadınların tüm emeğini okudukça insanlığa nefretim büyüyor. O büyük devletlerin hırsları, para avcılığı yüzünden kaç masum can gidiyor ve adalet yerini bulmuyor. Emma Goldman'ın çok yerinde bulduğum bir sözü var: "Cinayetlerini kendin işle! Senin savaşlarına kendimizi ve sevdiklerimizi yeterince feda ettik! Sense bu fedakârlıklarımız karşılığında bizden, barış zamanında asalaklar ve suçlular yarattın, savaş zamanında bizi vahşi birer hayvana çevirdin. Kardeşlerimizden ayırıp dünyayı insan mezbahasına döndürdün. Hayır, senin cinayetlerini işlemeyeceğiz ve senin bizden çaldığın topraklar için (ülke) için savaşmayacağız!" Ülkeler güç gösterisi için başlattıkları her savaşta halkını kullanıyor ve onları katil yapıyor. Geriye kalan ise sadece hüsran.