Eski, yeninin gelişini bilmez mi her zaman?
Bradbury, insanlığın yaşam tarzını beğenmeyen ve eserlerinde sıklıkla bu yaşam tarzını eleştiren biridir. Ve hatta bu şekilde yaşamaya devam edilmesi halinde insanlığın sonunun hiç de iyi olmayacağını öngörmektedir. "Uzay Yıllıkları", insanlığın Mars'a yerleşme çabalarını ve bu süreçte karşılaştıkları zorlukları ele alıyor. Kitap, insan doğasının karmaşıklığını, teknoloji ile olan ilişkisini ve insanlığın doğayla olan mücadelesini sorgularken Kitabın yazıldığı tarih de dikkate alındığında daha da merak uyandırıcı oluyor. Ana temalar arasında yabancılaşma, sömürgecilik, insanın doğaya karşı sorumluluğu ve insan ilişkilerinin evrimi bulunuyor. Mars, insanın hayal gücünü yansıtan bir arka plan olarak kullanılırken, aynı zamanda insanlığın karanlık taraflarını da gözler önüne seriyor.
Yazar, insanlığın yarattığı bu yıkım tablosunu gözler önüne sererken biz insanların da, çok geç olmadan, bu gerçekle yüzleşmesini istiyor. Çünkü bizim için mahvedebileceğimiz ikinci bir gezegen şansı da yok! Pek çok şeyi biliyor gibi olsak da kendi geleceğimize yabancı kalıyoruz,
Bradbury'nin lirik ve şiirsel yazım tarzı, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ederken betimlemeleri ve dil kullanımı da oldukça yalın.
Kitap, yalnızca bir bilim kurgu hikayesi olmanın ötesinde, insan doğası ve toplumsal yapılar üzerine düşündürücü temalar içeriyor. bencillikleri, ırkçı tavırları, hırsları, her şeyi yıkıma götüren arzuları nedeniyle Dünya'yı yok eden insanların göç ettikleri yeni gezegen Mars'ı da nasıl yok ettiklerini anlatıyor. Örneğin insanlar bir bir dünyayı terk ederek uzaya giderken siyahi toplulukların diğer gruplara göre daha zor bir şekilde gitmeleri veya önce erkeklerin gidip daha sonra kadınların gitmeleri yani daha erkek egemen bir toplumun
Mars YıllıklarıRay Bradbury · İthaki Yayınları · 20202,199 okunma
İsterseniz bana kullanılmış şeylerin ruhu olduğuna inanıyor musunuz diye sorun. Yanıtım evet olacaktır. Hepsi de buradalar. Bir yararı olan her şey. Adı olan her dağ. Ve onları, kendimizi rahatsız hissetmeden kullanamayacağız. Ve bir şekilde dağların isimleri kulağımıza hoş gelmeyecek ; onlara yeni isimler vereceğiz. Oysa eski isimler orada, zamanın içinde bir yerlerdeler ve dağlar bu isimlerle şekillendirilmiş bu isimle çağrılmıştır. Kanallara, dağlara ve şehirlere vereceğimiz isimler yaban örneğinin sırtı nasıl su tutmazsa, öyle kayıp gidecek. Mars' a nasıl dokunduğumuz fark etmez, ona asla dokunamayacağız. Sonra ona öfkelenecegiz ve ne yapacağız biliyor musunuz? Onu parçalayacağız, derisini yüzüp atacağız ve kendimize uygun hale getirmek için değiştireceğiz.
Değeri bilinmemiş duygular kimi ruhlarda kine dönüşse de benimkinde yoğunlaştılar, yataklar oydular kendilerine, sonra da buradan yaşamıma fışkırdılar.