Hayat, senin ellerinde tuttuğun bir iptir. O ip, seni yarınlara bağlayan tek şeydir. Senin kararların, senin iraden, senin yolun… hepsi o ipin ucundadır. Ama insan bazen fark etmeden o ipi başkasının eline verir. Sevdiği için verir, güvendiği için verir, yalnız kalmaktan korktuğu için verir. Sonra ne olur biliyor musun? Bir bakarsın, yürüdüğün yol bile sana ait değildir. Çünkü sen yön vermeyi bırakmışsındır, sadece çekildiğin yere gitmeye başlamışsındır.
İplerini teslim etmek, sadece kontrolü vermek değildir. Kendinden vazgeçmektir biraz. Kendi sesini kısmaktır. Kendi istediğin hayatı ertelemektir. Başta fark edilmez bu. Çünkü insan, sevdiği birine yaslanmayı güven sanar. "O benim için en iyisini bilir" dersin. "Beni benden iyi tanıyor" dersin. Ama zaman geçtikçe kendi kararlarını değil, onun istediklerini yaşamaya başlarsın. İşte insan en çok burada kaybolur. Çünkü bir süre sonra neyi gerçekten kendisinin istediğini bile ayırt edemez hale gelir.
"Kendi geleceğini başkasının eline verdiğinde, bir gün kendi hayatına yabancı hissedersin."
Bak, bunu yaşayan biri olarak söylüyorum; insan bir anda değişmiyor. Yavaş yavaş eksiliyor. Önce küçük şeylerden vazgeçiyorsun. Sonra hayallerinden. Sonra kendinden. Bir bakmışsın, sırf biri kalsın diye kendi içinden parçalar bırakmışsın. Ve en kötüsü şu; bunu yaparken sevgi sandığın için fark etmiyorsun.
Ama gerçek şu: Sevgi, seni kendinden uzaklaştırıyorsa, orada bir yanlış vardır. Çünkü doğru insanlar seni küçültmez. Seni kendinden vazgeçirecek bir sevgi, sevgi değildir zaten. Sadece bağımlılığın güzel gösterilmiş halidir.
İplerini başkasına verdiğin zaman, hayatın yönünü de ona teslim etmiş olursun. O mutluysa iyi hissedersin, o giderse yıkılırsın, o değişirse sen de değişirsin. Çünkü merkez artık sen değilsindir. Ve insanın