Artı hep anlattım biliyor musun
Dedim ki dili yok bunun
Kimsesi kimi yok onun
Neşesi düşü yok şunun
Dedi ki düşür omzunu
Ne şiiri ne şarkısı
Yok işte bir şey oldu
Öyle değil işte olmalı bir çözümü
Biz onca gece uykumuzu yok yere mi böldük
Acıları çekip gözlerini silmiş insanları düşün
Paramparça düşü
Unutulacak dünler
Yaşanılacak günler var
Öyle günler var
İnan
Yalanmış ziyanmış hayat deyip gitme
Kurumuş boğazım
Bekliyorlar yol ağzında onlar
Bir gün beni sorarlarsa suscan
Elin kanlı çünkü abi demir kapı bundan
Ne özlemi hasret suçun doğasında varsa
Yoksulun merhameti gasp
Elinde saz
Hep beklemiş gözlerinde yaş
Sırtında yas
Gün gelecek teraziyi bu insanlar tekmeleyecek
Biz tanığız keşmekeşe
En önden arz edicez
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin
"Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber vermediler. Birdenbire, 'Buraya kadar! dediler. Oysa bilseydin nasıl dikkatli bakardın istasyonlara, pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin.”
| Oğuz Atay
Bir çiçek büyütmeye, bir kediyle arkadaş olmaya, bir şarkıya bağıra bağıra eşlik etmeye, bir filme deli gibi ağlamaya, bütün mısralarının altını çizebileceğim kadar güzel bir şiire, bir mektup almaya, bir de bir zambağa siz diyen birine ihtiyacımız var.”