Merve Karabağ

Hepimiz -onu tanıyan herkes-pisliğimizi ona silerek temizledikten sonra çok erdemli hissettik kendimizi. Onun çirkinliğinin üstüne bindiğimizde hepimiz çok güzeldik. Sadeliği bizi süsledi, suçu günahlarımızdan arındırdı, çektiği acı sağlıkla ışıldamamızı sağladı, acayipliği sayesinde mizah anlayışımız var zannettik. Onun konuşamaması kendimizi dilbaz sanmamızı sağladı. Yoksulluğu bizi bonkör kıldı. Karabasanlarını bile -kendi kabuslarımızı bastırmakta-kullandık. O da bize izin verdi, böylelikle onu hor görmemizi hak etti. Egolarımızı onun üzerinde biledik, karakterlerimizin içini onun kırılganlığıyla yumuşacık doldurduk ve güçlü olduğumuz yanılsamasıyla esnemeye koyulduk.
Sayfa 213·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şimdi bir de şunu düşün: Cezalandırılmayı hak eden davranışlarımı değil, benim affımı göz önünde bulundurarak, bugün bana dert yanmaya gelen o siyah kız çocuğunu düşün. Söyle bana Tanrım, bir kızcağızı o kadar uzun zaman, o kadar yalnız nasıl bırakabildin de, o kız bana kadar gelebildi? Nasıl yaparsın bunu?
Sayfa 189·Kitabı okudu
Küçük Elihue iyi bilmesi gereken her şeyi öğrendi, bilhassa da kendini kandırma sanatını. Ne bulursa okudu ama sadece işine gelen kısımları anladı, başkalarının fikirlerinin arasından kendisinin o anki tercihlerini destekleyen parça ve kısımları seçti. Dolayısıyla İsa'nın Mecdelli Meryem'e duyduğu sevgiyi değil, Hamlet'in Ophelia'yı istismar etmesini, İsa'nın büyük çaplı anarşisini değil, Hamlet'in ciddiyetsiz siyasetini hatırlamayı tercih etti. Gibbon' ın sivri dilini fark etti ama hoşgörüsü gözünden kaçtı, Othello' nun hakkaniyetli Desdemona' ya duyduğu aşk dikkatini çekti ama lago'nun Othello' ya duyduğu sapkın aşk çekmedi.
Sayfa 177·Kitabı okudu
Çalıştıkları kamu dairelerinde ve özel kurumlarda rüşvet yemeleri, hem zampara hem de şehvet düşkünü olmaları, soylu kanlarından kaynaklanan bir hak olarak görüldü ve halkın bu imkânlardan yeterince nasibini alamamış kesimi onların durumundan ziyadesiyle keyif aldı.
Sayfa 176·Kitabı okudu
Bir zamanlar yaşlı bir adam vardı. Bu adam nesnelere düşkündü, çünkü insanlara azıcık olsun temas etmek, hafif ama inatçı bir bulantı duymasına yol açardı. İnsanlardan hoşlanmamaya ne zaman başladığını hatırlamadığı gibi, bu hissi duymadan geçen bir gününü de anımsamıyordu. Başkanlarının hissediyor gibi görünmediği bu tiksintiden küçükken çok çekmişti, ama sonra iyi bir eğitim alınca, başka şeylerin yanında bir de kelime öğrendi: "Mizantrop". Nasıl tanımlandığını öğrenince hem rahatladi hem de cesaret kazandı.Bir kötülüğün adını koymanın onu yok edebileceğine ya da en azından etkisiz hale getirebileceğine inandı.
Sayfa 172·Kitabı okudu