Sonra büyüdüler. Arka kapısından girerek hayata iliştiler.Dönüştüler. Dünyada herkes onlara emir verecek konumdaydı. Beyaz kadınlar, "Şunu yap," dedi. Beyaz çocuklar,' şunu ver," dedi. Beyaz adamlar, "Gel buraya," dedi. Siyah adamlar, "Yat aşağı," dedi. Yalnızca siyah çocuklardan ve birbirlerinden emir almak zorunda değillerdi. Yine de bunların hepsinı alıp kendi suretlerinde yeniden yarattılar. Beyazların evlerini onlar çekip çevirdi ve bunun farkındaydılar. Beyaz adamlar kocalarını dövdüğünde, kanları temizleyip evlerine gittiler ve orada kurbanın tacizine uğradılar. Bir elleriyle çocuklarını döverken, öbür elleriyle onlar için hırsızlık yaptılar. Ağaç kesip deviren o eller, göbek bağı da kesti; tavuk boynu kıran. yabandomuzu boğazlayan o eller, çiçek versin diye afrika menekşeleriyle de uğraştı; buğday yığını, balya, çuval yüklenen o kollar, uyusun diye bebek de salladı. Kurabiye hamuruna hafif hafif vurarak onu masum, gevrek ovallere dönüştürdüler ve ölüleri kefene sardılar. Gün boyu tarla sürdüler, sonra eve dönüp kocalarının kollarının arasına sokuldular. Katırların sırtına binmek için ardına kadar açtıkları o bacaklar, kocalarının kasıklarının üstüne oturmak için açtıkları bacakların aynısıydı. Aradaki yegâne fark ise zaten aşikâr olandı.