O taşbebekleri niçin parçaladığımı bilmiyordum. Ama şunu biliyordum ki, Noel için ne istediğim bana hiç sorulmamıştı. İsteklerimi yerine getirme gücüne sahip yetişkinlerden biri beni ciddiye alıp ne istediğimi sormuş olsaydı eğer, sahip olunacak bir şey istemediğimi ya da bir nesne edinme derdinde olmadığımı öğrenebilirdi. Benim istediğim, daha ziyade, Noel günü bir şey hissetmekti. Esas soru şöyle olmalıydı: "Sevgili Claudia, Nol'de nasıl bir deneyim yaşamak istersin?" O zaman dileğimi dile getirebilirdim: "Kucağımda leylaklarla, büyükannemin mutfağındaki alçak taburede oturmak ve büyükbabamın yalnızca benim için keman çalışını dinlemek istiyorum." Taburenin tam da boyuma uygun şekilde alçak olması, büyükannemin mutfağının sıcaklığı ve verdiği güven hissi, leylakların kokusu, müziğin sesi ve bütün duyularımı işin içine katmak iyi olacağından, belki de sonrasında yenen bir şeftalinin tadı...
Kapı dışarı edilmekle sokakta kalmak arasında bir fark vardır. İnsan kapı dışarı edilmişse, başka bir yere gidebilir; sokakta kalmışsa gidecek yeri yoktur. Aradaki ayrım ince ama netti. Sokak bir şeyin sonudur, geri dönüşü olmayan fiziksel bir gerçektir, fizikötesi durumumuzu tanımlar ve tamamlar.
Hem kast hem de sınıf olarak azınlık olduğumuzdan, yaşam örtüsünün eteklerinde neresi olursa oraya doğru sürüklenip duruyorduk; ya zayıflıklarımızı telafi etmek için mücadele ediyor ve bir şekilde örtüye tutunuyor ya da örtünün büyük kıvrımlarından birine doğru tek başımıza sürünüyorduk. Çeperlerdeki varlığımız ise başa çıkmayı öğrendiğimiz bir şeydi -muhtemelen soyut olduğu için. Ama sokakta kalmanın somutluğu bambaşka bir meseleydi - ölüm kavramıyla bilfiil ölü olmak arasındaki fark gibiydi bu. Ölü değişmez, sokak da nasılsa öyle kalır.
Sokakta kalmak gibi bir şeyin var olduğunu bilmek, içimizdeki mülkiyet arzusunu kamçılıyordu. Bir bahçeye, verandaya, salkımlı bir çardağa kesin olarak sahip olma arzusuydu bu.
Yetişkinler bizimle konuşmuyor - bize talimat veriyorlar. Bilgi vermeksizin emirler yağdırıyorlar. Takılıp düştüğümüz zaman bize bir bakış atıyor; bir yerimizi kesecek ya da yaralayacak olursak, aklınızı mı kaçırdınız, diye soruyorlar. Üşüttüğümüzde, dikkatsizliğimizden ötürü başlarını tiksintiyle iki yana sallıyorlar.