Yu Hua

Yu Hua

Yazar
8.4/10
302 Kişi
·
575
Okunma
·
27
Beğeni
·
1.176
Gösterim
Her gün yorgunluktan ölene kadar çalışınca, başka şeyler için endişe edecek vaktiniz kalmıyor.
"İnsanların unutmaması gereken dört kural vardır: Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma. "
Yaşamın her şeyi kapsaması gibi yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...
Yu Hua
undefined
“...sonra geçmişi düşünmeye başladım. Düşündükçe daha çok ağladım. Zaman gerçekten de uçup gidiyordu.”
Yu Hua
Sayfa 145 - Jaguar Kitap
210 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bazı kitaplar vardır gerçekten hakkında çok konuşmaya gerek yoktur. “Al, oku” deyip geçeceksin, o depremi okuyunca okuyanın kendisi yaşayacak ama ben kendime not düşmek ve kitabı birilerinin radarına düşürmek için yine de yazacağım. Bitirdiğim günden beri inceleme yazmak için yanıp tutuşuyordum. Nihayet kendi çapımda yaptığım araştırmayı bitirip yazmaya başladım. Çok büyük ihtimalle yazdığım ve yazacağım en uzun inceleme olacak. Birilerine ulaşırsa ne mutlu bana.

Kitap, Çin’de köyleri gezip köylülerden dinlediği hikâyelerle halk şarkıları derleyen bir gezginin, kitabın kalanındaki anlatıcımız olacak olan Fugui ile karşılaşması ve Fugui’nin ona anlattıklarıyla gelişiyor. Olayların yaşandığı dönem, Mao’nun Çin’in lideri olduğu ve sözümona Büyük İleri Atılım projesini gerçekleştirmeye koyulduğu zamanlar. İncelemenin kalan kısmında bu projeyi BİA diye kısaltacağım ve Mao’nun kendi halkına yaşattığı acıları ve zulmü dilim döndüğünce anlatacağım.

Öncelikle yaşanmış tarihi bir döneme ışık tuttuğu ve beni derinden sarstığı için bu incelemeyi yazmasaydım da kitaba kaynaklık eden Mao dönemi Çin’i kesinlikle araştıracaktım.

Yazarımız Yu Hua kendi çocukluğunda , yine Mao döneminde yaşanan Kültür Devrimine tanıklık ediyor. Bu dönemin onda yaşattığı travmanın izleri de yazdığı her kitabında yer bulmuş. Bu Kültür Devrimi’ne aşağılarda BİA ile birlikte detaylı olarak değineceğim.

Kitap yayımlanır yayımlanmaz Çin’de yasaklanıyor. Sonra filme uyarlanıyor, hızını alamayan devlet anında filmi de yasaklanıyor. Bir ülkenin yüzleşmekten ve başkalarının da haberdar olmasından korktuğu utanç dolu bir geçmişe sahip olması ne acı. Çin tarihini elimden geldiği kadar kısaltıp özet geçeceğim. Benim de çok bilgim yok, az şey okudum. Eksiğim, yanlışın olursa affola. Belirtirseniz düzeltirim.

Çin’in 8 bin yıllık köklü bir tarihi var. İlkokul ve ortaokuldan az çok biliyoruz medeniyete öncülük eden keşiflerini de. Kağıt yapımıdır, matbaasıdır, pusulasıdır, barutudur, sismografisidir, matematikteki pi değeridir, KONFÜÇYUS’udur vs. Her alanda birikimli, gelişmiş, zengin bir geçmiş yani. Gerek tıp alanında gerekse sanayi ve sanatta gelişime imzasını atmış bir toplum. Araştırmaya başladığımda taa Milattan Öncelere kadar gitmiştim ama baktım işin içinden çıkacak gibi değilim, aldığım notlar derya olmuş. Dedim “Bahar sakin ol” (((:::: Daha yakın tarihten itibaren başlayacağım o yüzden.

Şimdi 1912 yılına kadar Çin hanedanlıkla yönetiliyor. Sonrasında nüfus artışı ve Afyon Savaşları sonucu çıkan iç isyanlar sebebiyle bu hanedanlık sistemi sona eriyor. Fakat hanedanlık yıkılıp cumhuriyet ilan edildikten sonra da Çin uzun süre huzur yüzü görmüyor.

Devletin başında milliyetçi rejim var. 1920-21 yıllarında Çin Komünist Partisi kuruluyor. Rejimin başındaki General Chiang egemenliği eline alıp komünizm unsurunu şiddet yoluyla ekarte etmeye çalışında iç savaşın fitilini ateşlemiş oluyor. Komünistler silahlanıp örgütleniyor. II. Dünya Savaşı’na kadar Çin bu iç sorunlarıyla meşgulken Japonya Çin’e saldırıyor. Hâl böyle olunca komünistler ve milliyetçiler kendi aralarındaki sorunları “bir süreliğine” askıya alıp dış düşmanlarına karşı tek yumruk olarak mücadele veriyor ve Japonya’yı yenilgiye uğratıyorlar. Savaşla beraber ittifak da bitiyor ve iç savaş kaldığı yerden devam ediyor ama bir farkla: bu Japonya’yla olan mücadeleden komünistler güçlenerek, milliyetçiler güç kaybederek çıkıyor.

Bundan sonra, 1949’dan itibaren Mao’nun 27 yıl sürecek olan devri başlıyor. Dananın zart dediği yere geldim sonunda. Şimdi Çin’e, bugün lanetleyerek andıkları kitapta geçen zamanları yaşatan kişiden, Moa’dan 1-2 cümleyle bahsedip geçiştirmek olmaz.

Araştırmaya ilk başladığımda zalim bir diktatör mü yoksa kahraman bir lider mi anlayamamıştım. Youtube’dan birkaç video izledim, sonra videoların altındaki yorumları okuyunca her iki fikirden de insanlar olduğunu anladım. Siyasetten de, gizli kapaklı olaylardan da nefret ederim. Asla güvenemediğim tüm bu bilgi kirliliği içinde benim şahsi kanaatim kesinlikle cani olduğudur. 2-3 günlük bir araştırma sonucu vardığım kanı budur tabii ki yanlışım olduğunu düşünen, fikri başka olan varsa yazsın enine boyuna tartışıp konuşalım. Ben şimdi kendi araştırmalarım sonucu kafamda biçimlenen Mao portresini kelimelere dökeyim.

Adamın çocukluğundan arıza bir tip olduğu belli. 3 ayrı okuldan atılmış ama okuma hevesi bitmemiş ve durmamış. Askerliğe heveslenmiş, orduda da dikiş tutturamayıp ayrılmış. Düşünceleri ve görüşleri okuduklarıyla şekillenmiş. Tabi Mançu hanedanlığının yıkılışına tanıklık etmesinin etkileri de vardır mutlaka. Çocuklukta yaşadığınız her şey ömrünüz boyunca sizi etkiler. Yazarımızda da böyle olmuş, girişte yazdıklarımı hatırlayın. Neyse Mao’ya dönelim tekrar. Marksizmi çok genç yaşta tanıyıp benimsemiş. Çin Komünist Parti’sinde de daha ilk kurulduğu yıllardan aktif rol almaya başlamış. Adından o zamanlar söz ettirmeye ve parlamaya başlamış ama Mao denince akla ilk gelen olay Uzun Yürüyüş oluyor. Destekçileri onu bu olayla efsaneleştiriyor. Bu Uzun Yürüyüş’ün çok detayına girmeyeceğim. Rivayet edilen o ki; Mao ve yoldaşları, Chiang Kai Shek önderliğindeki 700.000 kişilik ordu ile kuşatılınca 9.000 km uzunluğunda bir yolu kaçarak geçmek zorunda kalıyor. Bu açlık ve sefaletle dolu yolculukta 80.000 civarı kişiden sadece 10.000 kadarı hayatta kalmayı başarıyor ve halk nezlinde kahraman konumuna erişiyor. Burda başkahraman olarak görülen kişinin kim olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Bu olay Mao’yu artık tamamen etken ve olayların merkezinde kontrol sahibi biri yapıyor ama ilginçtir ben bu Uzun Yürüyüş’ü araştırırken aslında Mao’nun bu yürüyüşe hiç katılmadığına dair iddialar da okudum. Meydanlarda propogandası yapılmak amacıyla ve sadece kahramanlık öyküsü olsun diye Mao kaynaklı uydurulduğunu söyleyenler var. Muhtemelen iddialar doğrudur çünkü gözümde katil birinin dürüst olduğuna inanacak değilim. Katil demişken halkına yaptığı zulümlerden, Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi’nden de bahsedelim artık. BİA ile ilgili aşağıdaki dört paragrafı Cafer Tayyar Karadağ’ın yazısından olduğu gibi alıntıladım. Özet geçmek istemedim çünkü kitapta yaşanan acılara kaynaklık eden olaylar tam da bunlar. Kitabı okurken bizzat duyacaksınız o acıları.

“1957 yılının Kasım ayında Moskova’da düzenlenen Komünist Partilerin Enternasyonel Konferası’nda Mao ilk defa Çin’in 15 sene içerisinde Büyük Britanya’yı çelik üretiminde geçeceğini belirtecekti. Mao bu amacı doğrultusunda her yöntemi mübah olarak görecek ve Çin halkı bu uğurda büyük bedeller ödeyecekti.

      Bu çerçevede 1958 tarihinde daha çok “Büyük İleri Atılım” olarak bilinen ikinci beş yıllık kalkınma projesi başlatılmış ve ilkinden farklı olarak Sovyet modelini örnek alan bir planın yerine Çin usulü bir yol takip edilmiştir. Bundaki en büyük etken ise ÇHC-SSCB ilişkilerinin bozulması ve Mao’nun Çin’in Sovyetlerden farklı bir yapıya sahip olduğunu, dolayısıyla kalkınma için farklı metotların benimsenmesi gerektiğini düşünmesidir.

    BİA projesi en basit anlatımıyla tarım ve endüstrinin büyümesini öngörmekteydi. Mao, bu ikilinin büyümesinin diğer alanlarda da büyüme sağlayacağına inanıyordu. BİA projesine sanayi ve tarım üretimini ikiye katlayacağı sloganıyla start verilmişti. Bu bağlamda köylülerin kişisel üretimi yasaklanmış ve binlerce kişiden oluşan dev komünler oluşturularak kolektif üretime zorlanmışlardı. Fakat bu komünal sistemin yanlış istatistiklere neden olması kısa zamanda yaşanacak olan faciaları tetiklemiştir.

Nitekim bu yanlış verilerden yola çıkarak ülkede gerektiğinden fazla tahıl ve pirinç stokuna sahip olduğunu zanneden ÇKP ileriki yıllarda komünlerin farklı alanlara yönelmesi gerektiğine karar vermiş ve tarlalardan çekilen işçiler kanal, köprü, çelik üretiminde çalıştırılmışlardır. Özellikle 1957’de Mao’nun verdiği demeci gerçekleştirebilmek amacıyla çelik üretimine büyük önem verilmiş ve müthiş bir üretim sürecine girilmiştir. Ancak üretilen çeliğin kalitesiz olması ve neredeyse hiçbir işe yaramaması büyük bir kaynak ve emek israfına neden olmuştur.
ÇHC’nin bu radikal projesi sonucunda ekonomik kriz patlak vermiş, kıtlık baş göstermiş ve milyonlarca Çinli hayatını kaybetmiştir. BİA politikası ile köylü toplumu bir anda sanayi toplumuna dönüşmüş, dünün çiftçileri birden fabrika işçileri olmuşlardı. Bu politikanın yanlış olduğunu belirten yetkililer vatan haini ilan edilerek, idam edilmiş ve Mao ne pahasına olursa olsun hedefe varmak için sonuna kadar bu facianın devam etmesine göz yummuştur. Bu noktada şu soruyu soracak olursak; Mao bu proje ile amacına ulaşabilmiş midir? Cevap kısa ve nettir; Hayır.”

Mikrofon tekrar bende. Gelelim Kültür Devrimi dönemine. Faciayla sonlanan BİA’nın ardından Mao’nun geçmişinde ikinci bir kara leke olan bu olay “on yıllık kaos” olarak adlandırılıyor (1966-76)
Eylemin sloganı şu: Dört eskiyi - eski düşünceyi, eski kültürü, eski adetleri, eski alışkanlıkları - yok et. Düşünebiliyor musunuz bir devlet, kendi eliyle milletinin tüm tarihini, kültürel birikimini “devrim” “reform” adları altında kendi elleriyle yakıp yıkıyor. Eski kitaplar, tablolar toz buz ediliyor, düşünürler yargılanıp idam ediliyor.

Günümüzde bu “Kültür Devrimi” Çin ders kitaplarında artık yer almıyor ve şimdiki yönetim tarafından lanetleniyor.

Benim anlatacaklarım bunlardı. İstemediğim kadar uzun oldu. Çin tarihine de bu kitabı okuyana kadar hiç ilgim yoktu. Yu Hua sayesinde araştırıp öğrenmiş oldum. Son zamanlarda okuyup en çok etkilendiğim kitap oldu ki salya sümük ağladığım da nadirdir ama oldu. Benim incelemem sizi cezbetmediyse (ve buraya kadar da incelik gösterip okuduysanız) lütfen kitabın internetteki başka incelemelerini de okuyun. Ben okudum, içeriği ve yazarı çok güzel anlatan, tahlil eden yazılar var. Yaşamak gerçekten şaheser. Bu kitaptan kendinizi mahrum bırakmayın. Yazımı okuyan herkese teşekkür ederim.
210 syf.
·3 günde·10/10
İşte huzurlarınızda okunmaya değer bir hayat öyküsü. Fugui nereden bakarsanız bakın kötü bir adam ama yine de iddia ediyorum başına gelenlere "oh olsun" diyemeceksiniz. Dram ki ne dram. İronik olansa kitabın adı. "Buna yaşamak denir mi?" diye düşündürüyor. Ya da belki asıl 'yaşamak' denen şey tam da budur: Ölmek için sayısız sebep varken hayatta kalmayı tercih etmek.
264 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
35 Yuan için neler yaparsınız? Neleri göze alır,neleri yok sayarsınız?
.
Xu Sanguan’ın Xu Yulan ile evliliği,üç çocukları,arka planda Çin’de yaşanan değişmeler ve kanını feraha kavuşmak için satma güdüsü..
.
Xu Sanguan,çevrede yayılan dedikodular sonucunda en büyük oğullarının başka bir kişinin çocuğu olduğu öğreniyor.Bu gerçek fazla ağır olsa da başlarına gelecek olayların sadece başlangıç kısımı.
.
Her karakter bir soruna bulanıyor bu kitapta.Çocuklarının doğumunda yaşadığı mutluluk sonucu isimlerini mutlulukla bağdaştıran baba Sanguan,ne kadar darbe alsa da fedakarlıkta bulunmaktan vazgeçmiyor/vazgeçemiyor.Çünkü ‘önce insan olabilme’nin erdemine inanıyor.Yaptığı yanlışın farkına varabiliyor örneğin,verdiği sözün senet olduğunu biliyor,eşine ne kadar kırgın da olsa sarıp sarmalayabiliyor.Ve kanıyla deviriyor önüne çıkan her engeli.
.
Kitaptaki saklı karakter ise Kültür Devrimi’nin keskinliği.Eğitimlilerin kırsala gönderilmesi,üretimin durması,kıtlık ve sürekli kontrol altındayken dahi yaşama gayreti gibi..Ve Xu ailesine baktığımızda bile bu keskinliğin can alıcılığını duyumsuyoruz.
.
Yu Hua ile 2016’da Yaşamak adlı kitabı ile tanışmış, hemen diğer kitabı Yedinci Gün’ü okumuştum.Kanını Satan Adam’ı ise yine aynı heyecan ve merak ile başladım ki bu beklentimde yanılmamak beni ayrıca mutlu etti.Üç kitabında ortak nokta ‘baba’ kavramı.Genelde eleştirilen,eksik bulunan ve ‘zaten zorunluymuşçasına’ itilen görevlerin aslında erkekler üzerinde nasıl bir baskı unsuruna dönüştüğünü de görüyoruz.Ancak bunu yaparken kadınların yüklerini bir kenarda unutmuyor yazar.Toplumun kadın bedenini sahipleniliciliğini, ’eş,anne,evlat’ olarak kadının konumlandırılmasını da Xu Yulan karakteri üzerinden işliyor.
.
Çince aslından çeviride (Çince,Japonca gibi dillerin aslından çeviri örneklerini daha çok görme umuduyla) Erdem Kurtuldu yer alıyor.
210 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
• Merhaba,
Bugünlerde Uzak Doğu kültürüne merak salmış biri olarak; edebiyatından mutfağına dizilerinden filmlerine bu kültürü ve bu mirası anlamak için bir şeyler yapıyorum.
Edebiyat kısmına başlamak için çok minik adımlar atmaya başladığım süreçte edebiyatta da oluşan tekelleşmeyi görünce -Batı edebiyatı oldukça yoğun- yayınevlerini araştırma hissiyatına girdim ve Jaguar Yayıncılığın bu konuda gökkuşağının daha renkli olduğunu gördüm. Uzak Doğu edebiyatıyla ilgilenen insanlar için Jaguar Yayıncılık oldukça güzel kitaplar çıkarıyor Çin edebiyatı olsun, Kore edebiyatı olsun.. Umarım dünya üzerindeki tüm edebiyatları gökkuşaklarına katmaya devam ederler, karşılarına çıkan tüm zorluklara rağmen...

Fugui, herkes gibi kendi isteği dışında dünyada "yaşamaya" sunulmuş bir insandır. Çin'de varlıklı bir ailede dünyaya gelmiş ve bu bolluk içinde büyümüştür. Sahip olduğu tüm imkanlar hayatının bir noktasına kadar "yaşamanın" ne olduğunu biliyor zannettirmiş. ve gözlerini her şeye kapattırmıştır. Maddiyatla süslenen, güçlüyle adım adım yürünülen ve geçici duygularla mutlu olunabilen bu "yaşamak" tüm romantikliğin ve eğlencenin bittiği yerde; hataların bedelinin ödenmeye başladığı olaylar zincirinde son bulur.
Hatalarını tamir etmek için başlanılan bu "yaşam" bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Ataol Behramoğlu bir şiirinde şöyle der okuyucularına:

"Yaşamak bu yangın yerinde,
Her gün yeniden ölerek.
Zalimin elinde tutsak,
Cahile kurban olarak.
Yalanla kirlenmiş havada,
Güçlükle soluk alarak.
....
Yaşamak görevdir yangın yerinde
Yaşamak insan kalarak…"

Fugui, yanlış anladığı yaşamı iyileştirmeye çalıştırdığı sırada Çin Kültür Devrimi meydana gelir. Savaşlar ve toplumsal olayların hüküm sürdüğü ülkesinde Fugui, kaybetmekle tanışır. Tek isteği "yaşamak" olan insanlar, açlıkla ve ölümle tanışmaya başlar. "Yaşamak" insan kalarak herkes için artık çok zordur... •
210 syf.
·4 günde
Adına ve kapağına vurulup almıştım.Tahmin etmediğim kadar güçlü bir hikayeyle karşılaştım.Bir roman böyle basit bir anlatımla, nasıl bu kadar sürükleyici hale getirilir anlatamam. Herkese tavsiye edeceğim bir kitap.
''Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...''
210 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Uzakdoğu edebiyatından güzel bir kitap daha...

İnsanı betimlemelerle boğmayan ve 'acaba Fugui daha ne yaşayabilir' diye düşündüren kitap...
Umudumuzu yitirirsek nasıl yaşardık!...
Fugui'nin sonuna kadar vazgeçmemesinin sebebi hayata dair bir umudu olması mıydı acaba?

Yu Hua'nın yazdıktan sonra Çin'de yasaklanan kitabı. Rahatsızlık duyulmasının sebebi acaba kitapta anlatılanların o dönemde gerçekten yaşayan kişilerin olması mı...? Ne yazık ki evet...

İnsanın aslında ne kadar güçlü bir yaşama arzusu olduğunu bu kitapla bir kez daha anladım. Çünkü hepimiz biraz benciliz...
210 syf.
·9/10
Fugui adındaki karakterin yaptığı bir hatanın ardından gelen zincirleme olayları anlatıyor. Yaşlılık dönemine kadar gidiyor. Fugui'ye hem çok kızdım hem de acıdım. Kurgu değil de sanki biyografi tarzında bir kitap okumuşum gibi hissettim. Oldukça gerçekciydi. İnternette kitabın neden yasaklı kitaplar listesinde olduğuyla ilgili bir bilgi bulamamıştım. Ancak okuduktan sonra kafamda netleşti. Çindeki siyasi liderlerin rejimini sert bir şekilde eleştirdiği için kitabın yasaklananlar listesinde olduğunu düşünüyorum. Hatanın hatayı doğurduğu, tek bir yanlışın insanın kaderini nasıl değiştirdiğini çok net bir biçimde anlatıyor. Kitabı merakla okudum ve çok da sevdim.
264 syf.
·5 günde·8/10
Yu Hua'nın Yaşamak kitabından sonra yine beni çok mutlu eden bir kitap. Kitap hakkında insan uzun uzun yazmak istiyor. Bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum, ilk sayfasıyla birlikte kendinizi 1950'lerin başında Çin'de bulduğunuz bir kitap. İpek kozası fabrikasında çalışan Xu Sanguan köylüleri ile birlikte merak ettiği ve biraz da para kazanmak için hastaneye kan satarak başlar bu işe. Para kazanmasıyla artık evlenmesi gerektiğini düşünerek "kızarmış börek güzeli" olarak ün yapmış güzel Xu Yulan ile evlenmek için bir oyun oynar ve onu sevgilisinden ayırarak evliliği oldu bittiye getirir. Ayrıca Xu Sanguan ve Xu Yulan okuduğum en iyi çifttiler. Harika bir ahenkleri ve bağları var. Üç erkek çocukları olur. Fakat en büyüğü Xu Sanguan'a benzemez... Sonrasını kitaptan okuyun çünkü böyle yazarak sizlere asla insan ilişkilerini, mahalle algısını, ahlaki işleyişi anlatamam. Fakat yazar Çin'in bu toplumsal şeklini kitapta harika bir biçimde anlatıyor. Yu Hua'nın "Yaşamak" kitabında olduğu gibi devrimle birlikte gelen açlığı, sonrasında gelen Kültür Devrimini Xu'lar üzerinden çarpıcı bir biçimde anlatıyor.

Ben "Yaşamak" kitabındaki gibi ağlayıp sızlayacağımı düşünürken beni güldüren çok yeri oldu kitabın. Bayıldım. Ha unutmadan bu nasıl güzel bir kapak? Yılın en güzel kitap kapağıdır benim gözümde. Kalp kalp kalp.
210 syf.
Fugui isimli bir köylünün sıradan bir yaşanmışlık ve trajedilerle, kaybetmelerle geçen hayatının, duyanların boğazına düğüm atan buruk hikayesi anlatılıyor kitapta.Geçmişteki hatalarının farkında olan Fugui'yi şımarıklıktan alıkoyan belki çevresindekilerin eleştiri ile anlayış arasındaki tavırları, belki pişmanlığı sonucu yaşantısında ailesinin ve sorumluluklarının yerini farketmesi ya da ,katlandığı zorluklar sonunda sevdiklerine daha sıkı sarılmak istemesi .Bir ailenin zaman ve koşullar değiştikçe başına gelenleri,onca şeye direnmelerini ve farkettirmeden ,gittikçe biriken kederle ,birer birer yenilmelerini sessizce ,elden birşey gelmeden seyrediyorsunuz. Bittiğinde kitabın adını insanın canı yanmadan tekrar söylemesi zor gibi. Okunmasını içtenlikle tavsiye ediyorum
210 syf.
·2 günde·9/10
Adı "yaşamak" olup da bu kadar ölüm barındıran bir kitap nasıl da şaşırtıyor insanı. Çin'de köy köy dolaşarak geleneksel halk türkülerini öğrenmeye çalışan, insanların hikayelerini dinleyen anlatıcı bir köyde öküzü ile tarla süren yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam Fugui'dir ve hikayesini anlatmayı pek sevmektedir. Bizler Fugui'nin öyküsünü dinleriz kitap boyu. Varlıklı bir ailede doğan Fugui, tek çocuk olarak zevk-i sefa içinde büyürken sorumsuz, savruk, terbiyesiz bir genç adama dönüştüğünde ellerinde olan tüm ata toprağını kumarda kaybeder. Efendi Fugui olur bize fakir bir adam. İşte o zaman Çin'in sefaletine dalarız biz de. Fugui'yi sonraki yaşamında yaşadıkları olgunlaştırır zamanla. Bir gün evden doktor çağırmak için çıkar ve zorla askere alınarak milislerle savaşmak için çok uzaklara götürülür. Yıllarca geri dönemez. Döndüğünde ise karısı ve çocuklarını ser sefil bulur. Yılmaz, yine sarılır hayata, bir çıkış arar... Bu arada Çin'de değişimler başlar... Komünler kurulur. Zenginler cezalandırılır. Halkın olan tüm mal devletin ortak malı olur. Devlete çalışır tüm ülke. Sonra herkes Mao'nun askeri olur; Fugui ve ailesi ise yaşam savaşı verirler. Sonunda 3 nesli birden toprağa gömen Fugui; elinde son kalan ailesi, öküzü Fugui ile dertleşe dertleşe umutla yaşamaya çalışır.

Okuduğum en en temiz yazılmış kitaptı diyebilirim. Ne sizi yoran betimlemeler, ne kanırtarak ağlatacak kadar dram var. Dozunda verilmiş, zamanla sizi güldürecek kadar komik olmaya başlayan kayıplarla Fugui okunmayı hakeden bir hayat yaşamış bence.

Kitap hakkında detay isteyenler için;

http://www.filmlervekitaplar.com/...-icin-bir-yorum.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Yu Hua
Unvan:
Yazar
Doğum:
3 Nisan 1960

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 575 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 534 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.