10/10
Kırmızı Pelerin ~ Gülseren Budayıcıoğlu
Gülseren Budayıcıoğlu, insanın içini süsleyerek anlatan bir yazar değil.
O, doğrudan yaranın üstüne gidenlerden. Okuyucuyu rahatlatmak gibi bir derdi yok; gerçeği göstermek gibi bir derdi var. Belki de bu yüzden kitapları bu kadar sarsıcı. Çünkü anlattıkları kurgu değil; yaşanmış, bastırılmış, saklanmış hayatlar.
Kırmızı Pelerin tam olarak böyle bir kitap.
İçindeki her karakter, çocukluğundan bugüne taşıdığı bir yükle karşımıza çıkıyor. Bu pelerin bazen korunmak için giyiliyor, bazen saklanmak için… Ama çoğu zaman, insanın kendi gerçeğinden kaçma şekli oluyor.
Kitapta birçok hikâye var ama Ayşa, bu pelerinin ne kadar ağır olabileceğini en çıplak haliyle gösteriyor.
“İnsan bazen sevilmek için, kendini yok saymayı öğrenir.”
Bitirdiğimde şunu düşündüm:
Bazı pelerinler kırmızı değil…
Ama altı kanıyor.
10/10
Altı Harfli Bir Tatlı ~ Şermin Yaşar
Yine mükemmel bir anlatımdı, mükemmel bir romandı.
Hikâyeleri tüm gerçekliğiyle karakter ağzından anlatılması hikayenin içine daha rahat girmemizi ve karakterlerle özdeşleşmemizi sağlıyor.
Kitabı okurken kendi hayatımızla ilgili de bir sürü karar vermemizi sağlıyor yazarımız.
Birbirini hiç tanımayan tesadüfi bir şekilde karşılaşan iki kadın birisi terk etmiş birisi de terk edilmiş ve ikisi de kendi hikayelerinde çok haklı. Birbirlerine hayatlarını anlatırken birbirlerine ilaç olduklarını nereden bileceklerdi. Selime teyze kendince çok haklısın Meltem seni çocuklarına hak vermeyi ve onların gözünden görmeyi sağladı. Hayata herkesin karşına bir şeyler çıkartır ve hepsinde bir hayır olduğunu kitabı okurken tekrar tekrar anladım.
Ama anlamamız gereken; herkes dertte değil, herkes derste.