Hırsla, ılık ama insanı canlandıran havayı içime çektim, içimdeki dehşetin yerini, insanların kaderlerini ne kadar da farklı olabileceği karşısında duyduğum hayret aldı ve bir kez daha her pencerenin ardında farklı bir kaderin yaşandığı, her kapının yeni bir yaşantıya açıldığını hissettim, bu dünyada her türlü hayatını yaşandığını, hatta böceklerin ateşli parıltıyla çürüdüğünü, hayatın en sefil köşesinde bile önceden tayin edilmiş olayların yaşandığını bilmek beni ağlatacak kadar mutlu eden bir duyguydu.
Yaşamak için iki yol vardır: Ya kaderini kabul eder, aklını başına toplar ve onunla mücadele eder, kaderini tanır ve iyi ve kötü yanlarıyla ona kendini bağlarsın, mutlu ve mutsuz, cesur, mutlu bir şekilde, pazarlık etmeden, cömert ve mütevazi bir şekilde kabul edersin; ya da kaderini ararsın. Ama bu arayış sadece senin gücünü, zamanını, hayallerini, içgüdülerini ve doğru, yüce gönüllü körlüğünü yiyip bitirmez; aynı zamanda kendi kaderini de tüketir. Giderek dahada yoksullaşırsın. Çünkü önünde uzanan şey sahip olduğundan her zaman çok daha kötüdür.