Sıkı sıkı yapışabileceğim, baglanabileceğim bir şeyler aramıştım sürekli. Yaşamı yaşamaya değer kılacak bir inanç, bir düşünce, bir insan olmalıydı bir yerlerde. Bir sokaktan diğerine, bir kitaptan ötekine, bir bakıştan bir başka bakışa hep bu acınası, saf tehlikeli inançla koştum. Oysa avuçlarımda bulduğum hep boşluktu. Yaşamı bütünüyle ıskaladım.
Dünyadaki onca sefalete karşın yine de sızlanıp şikayet etmeksizin yaşayıp giden insanlara rastladıkça şaşmadan duramıyordu. Her acıyı neşeli bir kahkahanın, her ölüm yasını neşeli bir çocuk şarkısının izlediğini, her sıkıntının, her bayağılığın yanında bir güzelliğin, bir esprinin, bir tesellinin, bir gülümsemenin yer aldığını hayranlıkla görüyor, bunu da harikulade buluyordu..