Mucizevi MandarinAslı Erdoğan

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.189
Gösterim
Adı:
Mucizevi Mandarin
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
143
ISBN:
9789752893108
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı: Mucizevi Mandarin. Yalnızca Türkçe'de değil çevrildiği yabancı dillerde de aynı ilgiyi uyandırmış bir kitap. Hoyratlığın karşısındaki ince ve güçlü bir direnç...



Yitik gözün boşluğunda
Mektup, size
Giderken
Aynanın dibine yolculuk (imgeler)
Unutulmuş topraklar
Geçmiş ülkesinden bir konuk
Bir aşk öyküsü
Hüzünlü kahveler
Mucizevi mandarin
Sırp lokantası ve Michelle
Varlık
Gökyüzü
Unutulmuş topraklar



"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş. Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio'ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir.
(Tanıtım Bülteninden)
Aslı Erdoğan'ı ilk kez okuyuşum ve ilk okuyuşumda kendisinin de dediği gibi : "İlk anların, yeri doldurulmaz ilk anların güzelliği...Bütün başlangıçlar güzeldir" duygusuna kapıldım.

Kitapta 2 farklı hikaye var ve hemen hikayelerin içinde bulabiliyorsunuz kendinizi. İlk hikayenin kahramanı zamanında İstanbul'da yaşamış ve hikayedeyken Cenevre'de olan tek gözlü bir kız. Bu kızla o kadar çok ortak yönüm var ki ben de İsviçre'de yaşamamış olsam da Polonya'da yaşadığım 10 ay kapsamında bu kızın hissettiği çoğu şeyi hissetmiş bulundum. Yurt özlemi ve Türk insanlarının samimiyetinin özlemi başlığı altında yaşanan kayıp bir aşk hikayesi. Özellikle ilk hikayede görüntünün azalıp sesin arttığı, "Dancer in the Dark" filmiyle özdeşleşen bazı sahnelerin olduğunu hissettim. Kahramanımızın tek gözü olmamasına rağmen yazar sanki kahramanın başka duyularını kullanma dürtüsünü daha çok ön plana çıkarmış ve sinestezik bir anlatıma bürünülmüş bir anlatım gibi hissediyorsunuz bazı şeyleri. Sanki orkestrada ışığın azalması fakat seslerin çoğalması gibi.

İkinci hikayede de yine kayıp bir aşk var, insanların en esaslı yönlerinin uyumsuzluklarında saklı olduğunu söyleyen bir hikaye.

Yazarın edebi dilinden bahsetmek gerekirse; kitapta rastgele açtığınız bir yer alıntılık bir cümle olabiliyor. Çünkü yazarın cümleleri kuruş ustalığı kapsamında kitabın çoğu cümlesini tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Aslı Erdoğan kendisinin de dediği gibi dansın hiç bitmemesini dilerken sanki özne, tümleç ve yüklemlerin birbirleriyle yaptıkları değişmeli dansları göstermek istemiş.

O zaman ikinci hikayeden çok beğendiğim bir alıntıyla bitiyorum yazımı :
"Güneş doğduğunda silinecek son yıldızı korumak için geceyi olabildiğince uzatmalı mıyım? Yoksa sonsuza dek mi yitirdim? Bir kadını? Bir şehri? Geçmişimi?"
Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’dan sonra okuduğum ikinci kitabı Mucizevi Mandarin. 6 öyküden ilki olan ‘Yitik Gözün Boşluğunda’ öyküsü on bölümle kitabın en uzun ve etkileyici öyküsü.

Kitaba ismini veren Mucizevi Mandarin ilk öykü içinde geçen anlatıcının en sevdiği minik bir öykü. Bir baleden alınan Çin efsanesini anlatıyor. Şefkat bazen insanı güçsüzleştirirmiş de.

Öykülerin her birinde bir kişi yaşadığı olayları, ilgili diğer kişileri, izlenimlerini, duygularını anlatıyor. İlkinde Cenevre’de ülkesinden uzakta – kendi deyimiyle sürgün sevgilisinden ayrıldıktan sonra bir gözünü kaybeden göçmen bir Türk kadını var. Avrupa’da ayırdına vardığı ilk şey bu ülkedeki kadınları ile kendi toplumunun kadınları arasındaki özgüven yokluğu, özgürlük ve her iki toplumdaki kadına bakış açısının farklılığı. Sade, akıcı, şiirsel bir anlatım var ve hüzün dolu. Ayrılığı, sevgiyi, yurt özlemini, şefkati, unutmayı anlatmış. Hatırladığınızda sizi üzmüyorsa unutmuşsunuzdur.

Ben bu kitabını daha çok sevdim, bir kez daha ve bazı bölümlerini birkaç defa okudum. Hızlı geçtiğimi fark ettim bazı satırlarda. Koyu hüzün dolu cümlelerindeki içtenlik, yalınlık, saflık, keskinlik anlatıcının duygularına beni de kattı. İyi bir dinleyiciyim diyorsanız önerebilirim.

Benzer kitaplar

Kabuk Adam'dan sonra okuduğum 2. Aslı Erdoğan kitabi. Açıkçası beni Kabuk Adam kadar etkilemedi ancak yazarın anlatışının akıcılığı, imgelerinin güzelliği yine kendisine hayran bıraktırdı.
Sakin bir ortamda, yavaş yavaş, sindirilerek okunması halinde fazlaca cümlelerin büyüsüne kaptıran, bol bol alıntı yapma isteği yaratan klasik bir Aslı Erdoğan eseri. Tartışmasız ki Aslı Erdoğan kalemi diye mükemmel bir şey var.
Okumayan çok sey kaçırır derim. Herkese iyi okumalar. :)
Yazarın ilk öykü kitabıymış, amatör değil ama deneme yazıları olduğu anlaşılıyor. kitap içerik olarak kısa öykülerden oluşuyordu. genel olarak konuşmam gerekirse, aslı erdoğanın tarzı şahsına münhasır yani sürekli olarak melodram havasında, diğer kitapları gibi pesimist bir şekilde yazılmış. dili sade ama cok fazla betimleme var. iki kelimesinden biri betimleme olunca bazen okurken dalıp gidiyorsunuz aslı erdoğanı. betimlemeler kişinin hayalperestligine kalınca aslı hanımda bolca tasvir etmiş. bazen burada neyi imgelemiş diyorsunuz. Pek fazla bir şey beklemeyin sıkıcı değil, okunabilir, pesimist duygulara sahip insanları daha çok içine çeker yalnız.
Çok sevdim... Acımasızca güzeldi, gerçekti... En çok canımı acıtan kısım şuydu: "Cenevre'de barlarda sokaklarda sevgilileriyle sarmaş dolaş yürüyen, dans eden, öpüşen şen kahkalar atan 13-14 yaşındaki kızları görünce içim cız ederdi. ilk gençlik yıllarımı benden çalmıştı türkiye ve onları başka hiçbir ülke veremezdi. zamanla içimi acıtanın bu kızların özgürlüklerinden cok mutlulukları olduğunu anladım. genç ve umut yüklü bakışlarla seyrediyolardı dünyayı; yanlarındaki delikanlılar onları sevgiyle hayranlıkla tutkuyla kucaklıyordu; hiç tokat yememişler ve büyük olasılıkla bir ömür boyu yemeyeceklerdi; doğup büyüdükleri topraklar gelişip serpilmelerini gerçek boylarına erişmelerini mevsimi geldiğinde çiçek açmalarını sağlayacaktı. daha şimdiden küçük birer tanrıçaydı hepsi. ülkemdeki erkekler kadınlara böyle bakmıyor biyle davranmıyordu. o yaşlardaki ilişkilerimden kalan , 'ne koparsan kardır' türünden cinsellik nedenini bir türlü çözemediğim aşağılanmalar, karşımda belieren zorbalar, timsahlar, cadı yakma törenleri, orospu yaftalarıydı...."
Şiirsel, zarif ve yoğunbir dille muhteşem öykülerin yer aldığı bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra ilk isim Cenevre'ye gitmek olacak. Birde bu kitabı orda okuyacağım
Genel kanının aksine, ben bu kitabı hiç beğenmedim. Beni çeken şey kitaba ismini veren kısa hikayenin içindeki mistik hava, Aslı Erdoğan'ın daha önce okumadığım ve fakat herkes tarafından çok övülen bir yazar olmasıydı. Oysa kitapta ne mistik bir hava var, ne de çok övülecek bir yazın. Ne var ki zaten?

Hangi anketin hangi sonucuna göre bu Aslı Erdoğan adlı şahıs (yazar demeye dilim gerçekten varmıyor) "Geleceğe kalacak 50 yazar" arasında seçilmiş çok merak ediyorum. Ne kadar desteksiz bir anketse artık bu, dünya çapında dahilik sınırında gezen bir sürü yazar varken iki cümlesinden birisinde "Benim bir gözüm kör oldu, aşık oldum ama yürümedi, çok yalnızım..." yazan, son derece depresif, güçsüz, umutsuz duygusallığından başka anlatacak hiçbir şeyi olmayan, karamsarlığı pek matah bir şeymiş gibi satarak edebiyat yaptığını sanan nevrotik bir kadının yarım yamalak günlüğü gibi yazılar yazan bu cılız sesi seçmişler?

Başladığım kitabı bitirmek gibi bir takıntım yok, kitabı gayet yarım bırakabilirdim fakat son ana kadar, içimde bir ümit, bekledim. "Böylesine çok övülen bir kitap... bir yerde bir şey yapmıştır, ben mi göremiyorum?" diye sorgulayarak. Yok anacım. Kitap o kadarmış.

Gerçekten, bir hafta boyunca bazen yarım, bazen bir saat uğraşarak bitirdiğim bu kitap, içinde edebiyat barındırmayan, ruhsal sıkıntıları ve takıntıları her satırından damlayan, sorunlu ve bunaltılı bir kadının iç bayan iniltilerinden başka bir şey değil. Her bölümün içinde bir şeyleri beğenmeyen, bir şeylerden şikayet eden, bunalımlarını abartarak felsefi açıklamalarla desteklemeye kalkacak kadar ergen ruhlu bir insanın cümlelerini okuyacaksınız. Bol bol göz muhabbeti okuyacaksınız mesela. Gözü kör olmuş. Size bunu her satırda hatırlatacak. Off! Bir kitabı okurken bu kadar çok sıkıldığım oldu mu hatırlamıyorum. Birinci gerçekten bu kitap olabilir.

Yerme işini fazla abartmak istemiyorum, hele de bu kadar çok beğenen var iken. Yukarıdaki paragraflar sanırım ne demek istediğimi yeterince anlatmıştır.

Tavsiye etmiyorum. Şiddetle.
mucizevi mandarin isimli öykü de dahil bir kaç öyküden oluşuyor kitap. mandarin eskiden çin’de yüksek mevkili devlet memurlarına verilen isimmiş. bu öyküde de anlatılmak istenen, hayatın zorluklarına göğüs geren, her türlü darbeden, yaralanmadan etkilenmeyip dimdik duran insanın yani mandarinin, kendisine gösterilen umulmadık şefkat karşısında nasıl da afalladığı, güçsüzleştiği ve hatta yaralandığını.
Bir insan bu kadar mükemmel mi yazar?
Okuduğum kalemlerden kendime en yakın gördüğüm ve kitabını okuduktan sonra idolüm olan yazar bu öykü kitabıyka gerçekten "mucizevi"ler yaratmış.
Öykü kitabını okuduğumda yazar demir parmaklıklar ardındaydı. Zaten kendisine destek için toplanan yazar ve oyuncu imza gününde kitapla tanıştım.
İlk sayfalarında beklemtimden de üste olduğunu gördüm. Bilindik bir isim olmadığından olacak. Aslında bilindik bir isim fakat gençlerin değil orta yaş üstüne hitap ediyor.
Lire dergisi tarafından "Geleceğin 50 Yazarı" arasında gösterilmiş yazarımız. Tabi bu öykü kitabını okuyunca hak verdim. Ve hem kitapları hem de kendisinin de ülkemizde yankı uyandırmasını istediğimi de belirtmeden olmaz.
Eğer benim gibi zaman yüzünden kitaplardan uzak kaldıysanız bu öykü kitabına ve yazarın diğer kitaplarına göz atmanızı tavsiye ederim.
Tabi sakin kafayla okunması lazım. Sessiz, sakin bir ortamda kitaptaki betimlemeleri ve tamlamaları daha iyi anlayacağınızı sanıyorum. Çünkü okulda okumaya çalıştıysam da odaklanma problemi yaşamıştım.
Kısacası okunması gereken ve tavsiye ettiğim en güzek öykü kitabı diyebilirim :)
''Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını, başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği, hatta fark etmediği huylarını sevmektir. insanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.''
Aslı Erdoğan kelimeler ile oynayarak anlatmak istediği durumu veya olayı başka bir yönden bakmamızı sağlıyor. Ben onu biraz Tezer Özlü'ye biraz Kafka'ya benzettim. Fakat onlardan farkı hayat ile mücadelesini onlar gibi bırakmak yerine hayata karşı duruyor.

Hayatın ne olduğunu anlamak istiyor. Hayat ne? Ölüm ne? Yaşarken de ölünüyor mu? Hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgi belki onun yaşama nedeni.

Aslı Erdoğan'ı anlamak için onunla röportaj yapılan bir program izledim. İlk yazdığı kitabı olan Mucizevi Mandarin'i yazdığı dönemde İsviçre'de fizik alanında çalışmalar yapmaya gitmiş. Günde 14 saat çalıştıktan sonra geceleri de bu kitabı yazmış.

"Cern’deydim (Cenevre Yüksek Enerji Laboratuvarı) o zaman. Günde 14 saat çalışıyordum ve 25 yaşındaydım. Çok bunalmıştım. Sadece laboratuvarda, insanlardan kopuk, bilgisayarlarla baş başa. Çok büyük yalnızlık vardı insanlarda. ‘Mucizevi Mandarin’, o dönemde çok bunalmış bir kadının öyküleri.Mucizevi Mandarin’deki öykülerde, kişilik çatışması yaşanır. Dediğim gibi çok sıkıntılıydım ve bu bana çok sevdiğim öyküler yazdırdı."

Bu kitap aslında onun yaşamının bir evresini de canlandırıyor. İsviçre'deki yaşamı. İkinci evresi ise Brezilya'ya gitmesi olmuş. Orada yaşadığı duygularını da Kırmızı Pelerinli Kent adlı eserinde anlatmış. ( O kitabını okumadım ama programdan öğrendiğim kadarıyla hayat ve ölüm arasındaki o çizgiyi yani hayatın anlamını biraz da olsun çözdüğünü söyler. Yani sorularının cevabını ilk adımını bulmasını sağlamış.)

Mucizevi Mandarin adlı eserinde altı tane ana öykü vardır. Bu öykülerde yazar, yaşam ile ölüm arasında kalmayı, umut- hayal kırıklığı arasındaki mücadeleyi ve insanların kendisinden olmayan kişileri kendilerinden saymadıkları için ayrımcılık temasını işlemiştir.

Yaşamın karmaşası içinde farkına varılmayan bir çok detaya dikkat çekmiş.İlk gençlik yıllarından itibaren fiziksel ve psikolojik olarak sayısız işkenceye maruz kalan kadını,eşini kaybeden bir adamın çöküşünü anlatmış.

Düşünerek, irdeleyerek okunması gereken alttan alta mesajlar veren öyküler var.Kesinlikle aceleye getirmeden sindirerek okunmalı.

Benim en çok beğendiğim öykü Yitik Gözün Boşluğunda adlı öyküsüdür. Cenevre’de ülkesinden uzakta – kendi deyimiyle sürgün- yaşayan genç bir kadını anlatır. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra bir gözünü kaybeder. Avrupa’da farkına vardığı ilk şey bu ülkedeki kadınlar ile kendi toplumunun kadınları arasındaki özgüven farkı olmuştur. Özgürlük ve her iki toplumda kadına bakış açısının farklılığı. İstanbul'daki gençliğini de anlatır. Geceleri dışarı çıkma yasağından bahseder. Ancak o gecelerde hayat bulur. Geceleri içer. İşte bu yüzden bu şehirde kadınlara dikkat etmiş. Nasıl yaşadıklarına...
İsviçre'de gözünü kaybettikten sonra sadece geceleri dolaşmaya başlar. Eski Kentten (Sergio ile bu bölgeye o adı vermişlerdir.) başlayan bu geziler göçmenlerin yaşadığı en Cenevre'nin en tehlikeli bölgesinde son bulur. İşte bu bölgede gezerken anlatır ayrımcılığı. Onların dili olmak ister. ben bu öyküyü okurken Aslı Erdoğan sanki kulağıma bir şeyler fısıldadı. "Beni anla."

Kitabın ismini veren Mucizevi Mandarin, Yitik Gözün Boşluğunda adlı öykünün içinde geçen anlatıcının en sevdiği minik bir öykü. Bir baleden alınan Çin efsanesini anlatıyor. Bu efsaneye göre şefkatin insanları derinden etkilediğini bu etkinin o insanda bulunan yaraların açılmasını sağladığını anlatıyor. (Gerçek ve mecazi anlamda)

"Yaşlı ve çirkin bir mandarin*, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim, güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralamış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin, kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş".

*Mandarin: Çin'de devlet memurluğu yapan kişilere verilen ad.

Aslı Erdoğan'dan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen kendine özgü dilinin çok beğendim. Ayrılığı, sevgiyi, yurt özlemini, şefkati, unutmayı anlatmış. Hatırladığınızda sizi üzmüyor ise unutmuşsunuzdur. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Aslı Erdoğan'dan okuduğum 3. kitap ve yine muhteşem. Bu kadın ne düşünüyor nasıl böyle güzel yazıyor anlamıyorum.Muazzamdı , kusursuzdu.Aslı Erdoğan'dan mutlaka bir kitap okumalısınız.
Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını, başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği, hatta fark etmediği huylarını sevmektir. insanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.
Bu gece, yüreğimde tutsak bir kuş, kafesine çarpa çarpa yaralar açıyor vücudunda.
Bir erkek, karşına kurulmuş, sanki sen onun kaburga kemiği bile etmezmişsin gibi bir tavırla, senin hakkında, geçmişin, geleceğin, ne olduğun, olamayacağın hakkında ahkâm kesmeye kalkışınca onu sakın dinleme.
Gelecekte de geçmişte de saklı olan, Hiçliktir.
Hangi yöne gidersen git karşında belirir.
Ben hep tek başımayken ağlarım, gözyaşlarımı sunmam başkalarına herhangi bir anlam yüklemeleri için. Zaten günümüzde herkes insanın üzüntüsünü göstermek “amacıyla” ağladığına inanıyor. Bir insanın mutsuzluğunu kavramaktan öyle acizler ki, öylesine ufalıyorlar ki acının karşısında, gülünçler. İnsanlık için hiçbir umuda yer bırakmıyorlar.(yalnız ağlayanlara gelsin.)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mucizevi Mandarin
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
143
ISBN:
9789752893108
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı: Mucizevi Mandarin. Yalnızca Türkçe'de değil çevrildiği yabancı dillerde de aynı ilgiyi uyandırmış bir kitap. Hoyratlığın karşısındaki ince ve güçlü bir direnç...



Yitik gözün boşluğunda
Mektup, size
Giderken
Aynanın dibine yolculuk (imgeler)
Unutulmuş topraklar
Geçmiş ülkesinden bir konuk
Bir aşk öyküsü
Hüzünlü kahveler
Mucizevi mandarin
Sırp lokantası ve Michelle
Varlık
Gökyüzü
Unutulmuş topraklar



"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş. Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio'ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 242 okur

  • rowena
  • Özgüm Coşkun
  • BilgeSevgi
  • Aliye Hilal CEVHER
  • Zehra KORKMAZ
  • cehennem kraliçesi
  • Eda Gülberk
  • Elif Gül
  • Elif Olçum Eroğlu
  • Esra Alkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%21.6
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%29.3
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.1 (17)
9
%18.2 (14)
8
%27.3 (21)
7
%15.6 (12)
6
%9.1 (7)
5
%1.3 (1)
4
%1.3 (1)
3
%1.3 (1)
2
%1.3 (1)
1
%2.6 (2)