Mucizevi Mandarin

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.524
Gösterim
Adı:
Mucizevi Mandarin
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752893108
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Mucizevi Mandarin
Mucizevi Mandarin
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı: Mucizevi Mandarin. Yalnızca Türkçe'de değil çevrildiği yabancı dillerde de aynı ilgiyi uyandırmış bir kitap. Hoyratlığın karşısındaki ince ve güçlü bir direnç...



Yitik gözün boşluğunda
Mektup, size
Giderken
Aynanın dibine yolculuk (imgeler)
Unutulmuş topraklar
Geçmiş ülkesinden bir konuk
Bir aşk öyküsü
Hüzünlü kahveler
Mucizevi mandarin
Sırp lokantası ve Michelle
Varlık
Gökyüzü
Unutulmuş topraklar



"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş. Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio'ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir.
(Tanıtım Bülteninden)
143 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
BÜYÜLENDİM!
Aslı Erdoğan’ın okuduğum ikinci kitabı ve ben bu kadına her kitapta bir başka hayran oluyorum. Tam anlamıyla örnek aldığım bir kadın profili.
Kullandığı üslup öyle büyülü ki yaşadığı acıları, aşkları, içine attığı her şeyi , o kendi kendini kemiren düşünce kurtçuklarını , ezilmişliğini, çekingenliğini, sertliğini, narinliğini her şeyini üslubuna aktarabilmiş nadir yazarlardan biri Aslı Erdoğan ve bana göre bu büyük bir yetenek.
Daha önce de kadınlarla ilgili romanlar okudum ama hiçbiri Aslı Erdoğan gibi bana geçmişi tekrar yaşatmadı. Bahsettiği karakterlerde kendimi bulmamı , yaşadığım veya yaşamadığım şeyleri bu kadar bendenmiş gibi hissettirmeyi başaramadı. Aslı Erdoğan bunu ustalıkla yapıyor.

Mucizevi Mandarin bir öykü kitabı,içinde birbirinden ayrı olmasına karşın yine de aralarındaki bağı tam koparamamış iki can alıcı hikaye…

Yitik Gözün Boşluğunda
İlk hikaye bir gözünü kaybetmek üzere olan , sargılarla gezen, göçmen bir Türk Kadınını anlatıyor. Bu kadının aşkı, acıları, kendisiyle ve geçmişiyle olan bitmek tükenmek bilmeyen nefreti, yaralı cinselliği…

Türk toplumunun, Türk kültürünün biz kadınlara ne yaptığını tokat gibi suratına çarpa çarpa anlatmak istemiş Aslı Erdoğan. “Kızlık zarı” adı altında geçen ve namus cinayetlerinin baş konusu haline gelen bu ana başlığın bize nasıl zarar verdiğini , sadece fiziksel bir ihtiyaç olan sevişmenin neden bu kadar gözde büyütüldüğünü ve ondan korkması gerektiğini bir türlü mantıklı bulamamış. Çünkü mantıksız. Yemek yemek kadar , tuvaletini yapmak kadar , su içmek , duş almak kadar gerekli bu insan faaliyetinin fısıldaşmalarda , gizli kapaklı odalarda, şifreli kelimelerle öğrenilmeye çalışılmasına, öğrenilmediği için de acı çekmek zorunda kalan bir sürü kadına mantığı yatmamış.

“Bana özgürlüğü simgeledikleri için, cinsellikten ve geceden korkmayı öğrenmem gerektiği halde bir türlü öğrenemedim. Bekaretimi kendi parmaklarımla yırtıp attım ve her fırsatta geceye koştum.”

Bu cümleyi kuran bir karakter yaratmış belki kendisi belki de olmak istediği bir karakter. Öyküdeki kadının aşık olduğu adam Sergio. Onun neden bu kadar yaralı olduğunu , ketum olduğunu anlamaya çalışan Sergio ve onu günün birinde terk eden Sergio, şu cümleyi kuruyor kitapta :

"Seni nasıl böylesine hırpaladılar? Aşk sözcüğünü duyar duymaz karmakarışık korkulara kapılıp gitmene; uçuruma yuvarlanır gibi kendi içine dönmene; bakman, istemen ve sorman gerektiğinde başını öne eğmene; bedenin çırılçıplakken kafanı yastıkların altına gömmene kim neden oldu? Senden neyi esirgediler? "

Yaralarının sarılmaya çalışılmasından , kendisini küçük düşürmesinden ölesiye korkan bir kadın olduğu için azarlıyor , tiksiniyor Sergio’dan içten içe bu sorudan sonra. Ama bunu da yeniyor kendi içinde çünkü bağlanmayı seviyor. Bu yarayı biz kadınlara açan kültürün canını yakmak isterken kendi kabuk tutmuş yaralarını da tek tek deşiyor. İrinini akıtıyor.
Karamsar , kaybetmeye meyilli ya da çoktan kaybetmiş kadınları çiziyor. Çok da başarılı bu işte çünkü kendisi de en az çizdiği karakterler kadar yaralı , onlar kadar nefret ediyor geçmişinden, asla kendine güveni olmayan , asla kendini sevemeyen bir kadın olduğunu düşündüğü için ve bu kadınların Türkiyede birçok eşine rastlanıldığı hatta kadınlarımız böyle oldukları için karakterleri bu kadar karamsar belki de…

İkinci hikaye de bir erkeğin ağzından aktarılıyor. Yaralı bir genç kadın, hiç yaşamamış , hep çocuk ve yaşlı bir adamın aşkını.
Aslı Erdoğan’ın karamsar üslubunu eleştirilenler olacaktır. Okuduğum ilk iki kitapta karamsar ve okuyacaklarımın da bu şekilde devam ettiğini düşünüyorum ve bu benim çok HOŞUMA GİDİYOR! Çünkü o bana göre kendini yazan bir kadın, hissettiği gibi, olduğu gibi, nefret ettiği gibi ve kalemi bir intikam aracı, nefretini kovalar yerine kağıtlara kusuyor. TAKTİR EDİLESİ!

Belki okuyunca “Bu mu yani çok övülen , ölümsüz elli yazardan biri seçilen kadın.” Diyenler olacaktır , oldu da. Ancak ben Aslı Erdoğan’ı tam olarak anlamak için bir kadın olmak gerektiğini ve bu ağırlığın hissedildiği olaylara tanık olunması ve yaşanılmasıyla gerçekten anlaşılabileceğini düşünenlerdenim. Aslı Erdoğan’ın daha çok okunulmasını temenni ederim.
143 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Aslı Erdoğan'ı ilk kez okuyuşum ve ilk okuyuşumda kendisinin de dediği gibi : "İlk anların, yeri doldurulmaz ilk anların güzelliği... Bütün başlangıçlar güzeldir" duygusuna kapıldım.

Bütün başlangıçlar güzeldir, sona ulaşacağının bilinmezliğindeki her başlangıç insandaki arama ve merak duygusunu da canlı tutar. Hayattaki her an parçasında şimdiki zamanın devirdaim etmesinde ortaya çıkan manevi kalıntılar gelecek yılların tarihi esercileri tarafından gün yüzüne çıkarılacaktır. Çünkü insan da zaten şimdiki zamanını anlatmayı maalesef ki pek başaramaz, bir manzara da uzaktan seyredildiğinde anlatılabilir. Geçmiş zamanımız da bir manzara gibidir, bizden ne kadar uzaklaşırsa estetik perspektifi de o kadar ilgi alanımıza girer.

Kitapta 2 farklı hikaye var ve hemen hikayelerin içinde bulabiliyorsunuz kendinizi. İlk hikayenin kahramanı zamanında İstanbul'da yaşamış ve hikayedeyken Cenevre'de olan tek gözlü bir kız. Bu kızla o kadar çok ortak yönüm var ki ben de İsviçre'de yaşamamış olsam da Polonya'da yaşadığım 10 ay kapsamında bu kızın hissettiği çoğu şeyi hissetmiş bulundum. Yurt özlemi ve Türk insanlarının samimiyetinin özlemi başlığı altında yaşanan kayıp bir aşk hikayesi. Özellikle ilk hikayede görüntünün azalıp sesin arttığı, "Dancer in the Dark" filmiyle özdeşleşen bazı sahnelerin olduğunu hissettim. Kahramanımızın tek gözü olmamasına rağmen yazar sanki kahramanın başka duyularını kullanma dürtüsünü daha çok ön plana çıkarmış ve sinestezik bir anlatıma bürünülmüş bir anlatım gibi hissediyorsunuz bazı şeyleri. Sanki orkestrada ışığın azalması fakat seslerin çoğalması gibi.

İkinci hikayede de yine kayıp bir aşk var, insanların en esaslı yönlerinin uyumsuzluklarında saklı olduğunu söyleyen bir hikaye.

Yazarın edebi dilinden bahsetmek gerekirse; kitapta rastgele açtığınız bir yer alıntılık bir cümle olabiliyor. Çünkü yazarın cümleleri kuruş ustalığı kapsamında kitabın çoğu cümlesini tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Aslı Erdoğan kendisinin de dediği gibi dansın hiç bitmemesini dilerken sanki özne, tümleç ve yüklemlerin birbirleriyle yaptıkları değişmeli dansları göstermek istemiş.

O zaman ikinci hikayeden çok beğendiğim bir alıntıyla bitiyorum yazımı :
"Güneş doğduğunda silinecek son yıldızı korumak için geceyi olabildiğince uzatmalı mıyım? Yoksa sonsuza dek mi yitirdim? Bir kadını? Bir şehri? Geçmişimi?"
  • Kabuk Adam
    8.1/10 (553 Oy)443 beğeni1.417 okunma577 alıntı9.349 gösterim
  • Suzan Defter
    8.6/10 (281 Oy)219 beğeni670 okunma759 alıntı4.804 gösterim
  • Aziz Bey Hadisesi
    8.4/10 (251 Oy)232 beğeni576 okunma471 alıntı4.757 gösterim
  • Tante Rosa
    8.4/10 (166 Oy)141 beğeni485 okunma307 alıntı4.321 gösterim
  • Parasız Yatılı
    8.0/10 (173 Oy)134 beğeni500 okunma234 alıntı7.463 gösterim
  • Dünya Ağrısı
    8.4/10 (216 Oy)184 beğeni517 okunma1.069 alıntı6.655 gösterim
  • Yeşil Peri Gecesi
    8.6/10 (180 Oy)152 beğeni433 okunma911 alıntı5.697 gösterim
  • Ba
    8.5/10 (159 Oy)160 beğeni563 okunma279 alıntı3.481 gösterim
  • Dokunmadan
    8.6/10 (207 Oy)196 beğeni419 okunma428 alıntı5.293 gösterim
  • Hani
    8.5/10 (181 Oy)167 beğeni578 okunma473 alıntı5.598 gösterim
160 syf.
·5 günde
"Gerçek hayat kurmaca öykülere benzemez, biraz buruk, biraz hüzünlü değildir; delilik gibi, düşler gibi saçmalıkla, tuzaklarla, karmaşayla doludur."

Mucizevi Mandarin Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı.
Kitap, toplam 6 bölümden oluşuyor, bölümlerden bazıları anlatı-öykü karışımı olduğu için genel olarak iki ana öykü var diyebiliriz; "Yitik Gözün Boşluğunda" ve "Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk."

Yitik Gözün boşluğunda, içerisinde aşk, yalnızlık, yabancılaşma,tükenme ve özlem duygularını barındıran, acıların ve karamsarlığın hakim olduğu, İsviçre'nin Cenevre kentinde yaşayan, yalnız bir kadının,kendini ve aşkı bulma öyküsü..
Bir gözünü kaybeden,yabancılaşmanın verdiği ağır yalnızlık hissini yaşayan, geçmiş ile gelecek arasında donup kalan bir kadın.

"Benim cehennemim ne topraklarımda, ne de buradaymış. Onu kendi içimde taşıyormuşum, tıpkı cennet düşlerim gibi."(s.24)

Geçmiş Ülkesinden Bir Konuk ise, sevdiği kadını kaybeden bir adamın hikayesi.Ölüm kavramının bolca hakim olduğu bir öykü. Ölümün getirdiği hiçlik duygusunun verdiği çaresizliğin öyküsü...
Kaybedilişin ve arayışın öyküsü...

"Dünyayı adım adım kat ettim, gözüme ilişen her deliğe, çukura, kovuğa ellerimi uzatıp karış karış aradım. Avuçlarımda bulduğum hep boşluktu, kader çizgilerimin arasındaki boşluk"(s.135)

Öykülerin dili sade,şiirsel bir anlatımın olduğunu söyleyebilirim,ustaca kullandığı imgeler ve benzetmeler öykülere olabildiğince zenginlik katıyor,bu yönüyle edebi değer olarak da oldukça doyurucu öyküler..

Aslı Erdoğan'ı anlamak kolay değil, sanırım onu anlamam için 40 fırın daha ekmek yemem gerekecek, bu konuda hala çok eksiğim,ama okuduğum her kitabından sonra yaşadığı şeyleri daha çok hissedebiliyorum, kendimden parçalar bulmaya, hislerimin, duygularımın kağıda döküldüğünü görmeye başlıyorum,duygularımı bu kadar güzel anlatabilen, bir yazarı okumanın mutluluğunu yaşıyorum.
İyi ki fiziği bırakıp, yazmayı seçmişsin, iyi ki!

Keyifli okumalar, "Mucize" dolu günler diliyorum...
143 syf.
Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’dan sonra okuduğum ikinci kitabı Mucizevi Mandarin. 6 öyküden ilki olan ‘Yitik Gözün Boşluğunda’ öyküsü on bölümle kitabın en uzun ve etkileyici öyküsü.

Kitaba ismini veren Mucizevi Mandarin ilk öykü içinde geçen anlatıcının en sevdiği minik bir öykü. Bir baleden alınan Çin efsanesini anlatıyor. Şefkat bazen insanı güçsüzleştirirmiş de.

Öykülerin her birinde bir kişi yaşadığı olayları, ilgili diğer kişileri, izlenimlerini, duygularını anlatıyor. İlkinde Cenevre’de ülkesinden uzakta – kendi deyimiyle sürgün sevgilisinden ayrıldıktan sonra bir gözünü kaybeden göçmen bir Türk kadını var. Avrupa’da ayırdına vardığı ilk şey bu ülkedeki kadınları ile kendi toplumunun kadınları arasındaki özgüven yokluğu, özgürlük ve her iki toplumdaki kadına bakış açısının farklılığı. Sade, akıcı, şiirsel bir anlatım var ve hüzün dolu. Ayrılığı, sevgiyi, yurt özlemini, şefkati, unutmayı anlatmış. Hatırladığınızda sizi üzmüyorsa unutmuşsunuzdur.

Ben bu kitabını daha çok sevdim, bir kez daha ve bazı bölümlerini birkaç defa okudum. Hızlı geçtiğimi fark ettim bazı satırlarda. Koyu hüzün dolu cümlelerindeki içtenlik, yalınlık, saflık, keskinlik anlatıcının duygularına beni de kattı. İyi bir dinleyiciyim diyorsanız önerebilirim.
143 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Kabuk Adam'dan sonra okuduğum 2. Aslı Erdoğan kitabi. Açıkçası beni Kabuk Adam kadar etkilemedi ancak yazarın anlatışının akıcılığı, imgelerinin güzelliği yine kendisine hayran bıraktırdı.
Sakin bir ortamda, yavaş yavaş, sindirilerek okunması halinde fazlaca cümlelerin büyüsüne kaptıran, bol bol alıntı yapma isteği yaratan klasik bir Aslı Erdoğan eseri. Tartışmasız ki Aslı Erdoğan kalemi diye mükemmel bir şey var.
Okumayan çok sey kaçırır derim. Herkese iyi okumalar. :)
143 syf.
·7 günde·8/10
Yazarın ilk öykü kitabıymış, amatör değil ama deneme yazıları olduğu anlaşılıyor. kitap içerik olarak kısa öykülerden oluşuyordu. genel olarak konuşmam gerekirse, aslı erdoğanın tarzı şahsına münhasır yani sürekli olarak melodram havasında, diğer kitapları gibi pesimist bir şekilde yazılmış. dili sade ama cok fazla betimleme var. iki kelimesinden biri betimleme olunca bazen okurken dalıp gidiyorsunuz aslı erdoğanı. betimlemeler kişinin hayalperestligine kalınca aslı hanımda bolca tasvir etmiş. bazen burada neyi imgelemiş diyorsunuz. Pek fazla bir şey beklemeyin sıkıcı değil, okunabilir, pesimist duygulara sahip insanları daha çok içine çeker yalnız.
143 syf.
·2 günde·8/10
Çok sevdim... Acımasızca güzeldi, gerçekti... En çok canımı acıtan kısım şuydu: "Cenevre'de barlarda sokaklarda sevgilileriyle sarmaş dolaş yürüyen, dans eden, öpüşen şen kahkalar atan 13-14 yaşındaki kızları görünce içim cız ederdi. ilk gençlik yıllarımı benden çalmıştı türkiye ve onları başka hiçbir ülke veremezdi. zamanla içimi acıtanın bu kızların özgürlüklerinden cok mutlulukları olduğunu anladım. genç ve umut yüklü bakışlarla seyrediyolardı dünyayı; yanlarındaki delikanlılar onları sevgiyle hayranlıkla tutkuyla kucaklıyordu; hiç tokat yememişler ve büyük olasılıkla bir ömür boyu yemeyeceklerdi; doğup büyüdükleri topraklar gelişip serpilmelerini gerçek boylarına erişmelerini mevsimi geldiğinde çiçek açmalarını sağlayacaktı. daha şimdiden küçük birer tanrıçaydı hepsi. ülkemdeki erkekler kadınlara böyle bakmıyor biyle davranmıyordu. o yaşlardaki ilişkilerimden kalan , 'ne koparsan kardır' türünden cinsellik nedenini bir türlü çözemediğim aşağılanmalar, karşımda belieren zorbalar, timsahlar, cadı yakma törenleri, orospu yaftalarıydı...."
143 syf.
Kitabı iki hatta üç bölümde incelemek mümkün.
İlk bölüm yani yaklaşık 80 sayfa oldukça akıcı, bizi bize anlatan bazen güldürüp bazen sızlatan..
İkinci bölüm -yaklaşık 20 sayfa- insanı sıkmayan ama çoğunlukla sızlatan..
Üçüncü bölüm ise -yani geri kalan yaklaşık 40 sayfa- akmayan, bitmeyen, pek bir his vermeyen bir bölüm.
İlk bölümü okurken büyük keyif aldım ve yazarın diğer kitaplarını da okumalıyım diye düşündüm fakat sonlarda sanki kalemi başkası almış, üslup değişmiş. Pek ısınamadım, diğer eserleri okumasam mı demeye başladım.
Öyle bir kitap işte. Yorumum da kitap kadar anlaşılmaz oldu sanırım.
Not: Hikayelerde havada kalan çok nokta oluyor. Bu neden olmuş, nasıl olmuş dedirtiyor fakat cevap vermiyor.
143 syf.
·Puan vermedi
Yabancı olmak zor iş. En çok acısını çektiğimiz insan hallerinden biri. Yaban bir Ahmet Celal yabancı bir Meursault olmak zor iş. Doğduğun topraklarda yabancı olmak ayrı zor. Fakat gurbette yabancı olmak kolay iş belki de en kolay iş. Gurbette akşam ise her zaman kolay değil.

“Bir şehir, ancak içinde sevdiğiniz biri olunca yaşamaya başlar.”

Şehir ise batar her an. Gece ayrı bir sürgün. İster gönüllü ister zorunlu olsun yabancı bir şehir yabancı olmanın ayrı bir iklimidir. Sert eser “el”lerin yeli, soğuktur tüm bakışlar. Kaçtığın ne olursa olsun bir türlü sığdıramazsın bedenini ruhunu ne sürgün yere ne de zamana. Ya eksik kalırsın ya da fazla. Taştığını kesemez boşluğu dolduramazsın. Kaçtığın kendin olduğun sürece bir sonuç alamazsın. Kendini taşırken en çok anılar hesap sorar senden.

“Zaten dünyanın neresinde olursa olsun, gece yarısından sonra sokaklarda bir başına dolaşan kesinlikle yabancıdır. Kendisine hiç de kucak açmamış bu yeni diyarı, karanlığı da ardına alıp yabani yabani seyretmekte, onu buralara dek kaçırtmış geçmişin ağır yüküyle iki büklüm, ha bire dolanmaktadır. Bir zamanlar katlanamadığı ülkesi, şimdi yitik, düşsel bir cennete dönüşmüştür, ama artık o düşlerine de inanamaz. Acılarla dolu bir geçmiş ve korkutucu bir gelecek arasında donup kalmış, içinde bulunduğu ana da bir türlü ulaşamamaktadır. Kaçtığını sanırken asıl şimdi kapana kısılmıştır.”

Bedenin yük olur yaban hayata kesin yabancı olduğundan. İçin başka dışın başka bir gelgit içinde sevgiyi ararsın, dost sohbeti ararsın, sırf şehiri yaşanır kılmak için. Bulursun da kendin bile inanamazsın sürekli bir pekiştirme içinde inandırmaya çalışırsın hem kendini hem çevreni. Ve her şeyi baştan yaratmanın derdine düşersin:

“Biri geçmişte, biri gelecekte saklı iki umutsuz benliğin arasında asılı kalmalı, yaşam ırmağı üzerinde kapalı gözlerle, kıpırtısız durmalıyım. Ancak öyle zamanı dondurur, evreni bir anlığına baştan aşağı yukar, sonra yeniden kurabilirim.”

Yeniden bir kendin kurmak gerekir yada zorundasındır artık sürgün yerinde. Yabancı olduğun sadece bulunduğun yer değil anılarda kalan her şeydir.
Aslı Erdoğan bu ahval içinde kopuk kopuk yazmış yalnızlığını, çaresizliğini, özlemini, vatan hasretini. Bir ilişki etrafında topladığı efsaneler öyküler ve mitolojik figürler ile anlatmış yabanı yabancı olmayı. Bir Ahmet Celal yalnızlığını aktarmış her satırında. Kendi ifadesi ile:”...kendimi arıyorum, kendi öykülerimi. Yaşamın sesinin zayıfladığı öykülerde...”. Çünkü: “Ancak sen ilgilendiğinde kanamaya başladı yaralarım, oysa hep oradaydılar. Şu an parmaklarımla kan damlalarında izini sürdüğüm acı.” İçimizde kabuk bağlayan tüm acıların, hüzünlerin, öfkelerin en sert yerini kanatıyor. Yeniden duyduğumuz bu acıyı tekrar sahiplenelim diye. Bu yara bize ait bunu hatırlatıyor yazar. Sürgün gibi masallar da olduğumuzu. Kısa net cümlelerle ve en çok da uzun derin bir anlatımla.
Keyifli okumalar!
143 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Aslı Erdoğan; Kadın kimliğini hiç yadsımayan, vurgulayarak yaşayan insanlara hayranlık beslememek mümkün müdür? Kendinin farkında olma duygusunun yansımasını kelimelerine fazlasıyla dökmüş bir kadın. Bu farkında oluşu, anlama ve güzelliğe dönüştürmek kitabın sonunda kaçınılmaz oluyor. Her hikayenin ortak bir noktası var, çözümlemelerinin hep aynı ortaklıkta buluşması; lunaparkta baş döndüren bir balerine binmiş hissi yaşatıyor insana. Balerinden indikten sonra hala başının döndüğünü ve sersemliğini incelikli bir gülümsemeyle nasıl taşıyorsa insan, kitap bittikten sonra da kelimelerinin büyüleyiciliğini öyle taşıyor içinde.

Gece. İnsanı geceye inanmaya zorlayan bir kadın Aslı Erdoğan. Tertemiz bir gece aşığı. Okurken gözlerimin onun karanlığına alıştığını sanırım itiraf etmeliyim. Geceyi güzellemek zor iştir. Karanlığı insanlara korkmamalarını tembihleyerek göstermek daha da zor. Oysa hepimiz severiz geceyi, ama böyle bir ‘göz’den okumak insana bakmayla görme arasındaki o güzel metaforun gerçekliğini kavratıyor. Duyumsayarak, anlayarak, hissederek bir görüş kazanıyorum git gide tüm kelimelerinin ardındaki sırrı görebilmek için. Nasıl oluyor da bu şahin bakışı içimize yerleştiriyor, okurken anlamıyorsunuz.

Bir kelime sanatçısı, cümle ustası, anlam doğurma bilgesi. Kalbime, içime, çocukluğuma, gençliğime, kadınlığıma değdirdiği o yumuşacık elleriyle kendime yeni bir ben kazandırıyor. Kendi olabilen, kendi kalabilen tüm güzel kadınların içinde bir yıldız gibi parlamaya devam edecek olan bir kadın. Nasıl da bizden, nasıl da içten, içimizden. Kendini asla sıyırmamış, tam tersi çoğullukla bütünlemiş cümlelerin sahibi.

İyi ki ellerin kaleme, kalemin kağıda ulaşmış Aslı Erdoğan. Binlerce kere sana sonsuz teşekkürler. İçimde estirdiğin bahar rüzgarının sendeki tazelikten geldiğini gösterdiğin için! Bir kadını anlamanın güzelliğini kavratan her cümlen, her kelimen için! Var olmanın güzelliğine denk bir kitapla bizi buluşturduğun için! Ne yazsam az! Çok çiçek sana Aslı Erdoğan, çok çiçek!
143 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Aslı Erdoğan kelimeler ile oynayarak anlatmak istediği durumu veya olayı başka bir yönden bakmamızı sağlıyor. Ben onu biraz Tezer Özlü'ye biraz Kafka'ya benzettim. Fakat onlardan farkı hayat ile mücadelesini onlar gibi bırakmak yerine hayata karşı duruyor.

Hayatın ne olduğunu anlamak istiyor. Hayat ne? Ölüm ne? Yaşarken de ölünüyor mu? Hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgi belki onun yaşama nedeni.

Aslı Erdoğan'ı anlamak için onunla röportaj yapılan bir program izledim. İlk yazdığı kitabı olan Mucizevi Mandarin'i yazdığı dönemde İsviçre'de fizik alanında çalışmalar yapmaya gitmiş. Günde 14 saat çalıştıktan sonra geceleri de bu kitabı yazmış.

"Cern’deydim (Cenevre Yüksek Enerji Laboratuvarı) o zaman. Günde 14 saat çalışıyordum ve 25 yaşındaydım. Çok bunalmıştım. Sadece laboratuvarda, insanlardan kopuk, bilgisayarlarla baş başa. Çok büyük yalnızlık vardı insanlarda. ‘Mucizevi Mandarin’, o dönemde çok bunalmış bir kadının öyküleri.Mucizevi Mandarin’deki öykülerde, kişilik çatışması yaşanır. Dediğim gibi çok sıkıntılıydım ve bu bana çok sevdiğim öyküler yazdırdı."

Bu kitap aslında onun yaşamının bir evresini de canlandırıyor. İsviçre'deki yaşamı. İkinci evresi ise Brezilya'ya gitmesi olmuş. Orada yaşadığı duygularını da Kırmızı Pelerinli Kent adlı eserinde anlatmış. ( O kitabını okumadım ama programdan öğrendiğim kadarıyla hayat ve ölüm arasındaki o çizgiyi yani hayatın anlamını biraz da olsun çözdüğünü söyler. Yani sorularının cevabını ilk adımını bulmasını sağlamış.)

Mucizevi Mandarin adlı eserinde altı tane ana öykü vardır. Bu öykülerde yazar, yaşam ile ölüm arasında kalmayı, umut- hayal kırıklığı arasındaki mücadeleyi ve insanların kendisinden olmayan kişileri kendilerinden saymadıkları için ayrımcılık temasını işlemiştir.

Yaşamın karmaşası içinde farkına varılmayan bir çok detaya dikkat çekmiş.İlk gençlik yıllarından itibaren fiziksel ve psikolojik olarak sayısız işkenceye maruz kalan kadını,eşini kaybeden bir adamın çöküşünü anlatmış.

Düşünerek, irdeleyerek okunması gereken alttan alta mesajlar veren öyküler var.Kesinlikle aceleye getirmeden sindirerek okunmalı.

Benim en çok beğendiğim öykü Yitik Gözün Boşluğunda adlı öyküsüdür. Cenevre’de ülkesinden uzakta – kendi deyimiyle sürgün- yaşayan genç bir kadını anlatır. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra bir gözünü kaybeder. Avrupa’da farkına vardığı ilk şey bu ülkedeki kadınlar ile kendi toplumunun kadınları arasındaki özgüven farkı olmuştur. Özgürlük ve her iki toplumda kadına bakış açısının farklılığı. İstanbul'daki gençliğini de anlatır. Geceleri dışarı çıkma yasağından bahseder. Ancak o gecelerde hayat bulur. Geceleri içer. İşte bu yüzden bu şehirde kadınlara dikkat etmiş. Nasıl yaşadıklarına...
İsviçre'de gözünü kaybettikten sonra sadece geceleri dolaşmaya başlar. Eski Kentten (Sergio ile bu bölgeye o adı vermişlerdir.) başlayan bu geziler göçmenlerin yaşadığı en Cenevre'nin en tehlikeli bölgesinde son bulur. İşte bu bölgede gezerken anlatır ayrımcılığı. Onların dili olmak ister. ben bu öyküyü okurken Aslı Erdoğan sanki kulağıma bir şeyler fısıldadı. "Beni anla."

Kitabın ismini veren Mucizevi Mandarin, Yitik Gözün Boşluğunda adlı öykünün içinde geçen anlatıcının en sevdiği minik bir öykü. Bir baleden alınan Çin efsanesini anlatıyor. Bu efsaneye göre şefkatin insanları derinden etkilediğini bu etkinin o insanda bulunan yaraların açılmasını sağladığını anlatıyor. (Gerçek ve mecazi anlamda)

"Yaşlı ve çirkin bir mandarin*, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim, güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralamış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin, kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş".

*Mandarin: Çin'de devlet memurluğu yapan kişilere verilen ad.

Aslı Erdoğan'dan okuduğum ilk kitap olmasına rağmen kendine özgü dilinin çok beğendim. Ayrılığı, sevgiyi, yurt özlemini, şefkati, unutmayı anlatmış. Hatırladığınızda sizi üzmüyor ise unutmuşsunuzdur. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
143 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Şiirsel, zarif ve yoğunbir dille muhteşem öykülerin yer aldığı bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra ilk isim Cenevre'ye gitmek olacak. Birde bu kitabı orda okuyacağım
Bir erkek, karşına kurulmuş, sanki sen onun kaburga kemiği bile etmezmişsin gibi bir tavırla, senin hakkında, geçmişin, geleceğin, ne olduğun, olamayacağın hakkında ahkâm kesmeye kalkışınca onu sakın dinleme.
Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını, başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği, hatta fark etmediği huylarını sevmektir. insanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mucizevi Mandarin
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752893108
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Mucizevi Mandarin
Mucizevi Mandarin
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın ilk öykü kitabı: Mucizevi Mandarin. Yalnızca Türkçe'de değil çevrildiği yabancı dillerde de aynı ilgiyi uyandırmış bir kitap. Hoyratlığın karşısındaki ince ve güçlü bir direnç...



Yitik gözün boşluğunda
Mektup, size
Giderken
Aynanın dibine yolculuk (imgeler)
Unutulmuş topraklar
Geçmiş ülkesinden bir konuk
Bir aşk öyküsü
Hüzünlü kahveler
Mucizevi mandarin
Sırp lokantası ve Michelle
Varlık
Gökyüzü
Unutulmuş topraklar



"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş. Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio'ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 455 okur

  • Merve Şen
  • Elif Özke
  • Semra Allak
  • gregor samsa
  • Zeynep Yıldız
  • Beste Ekin
  • Sem
  • sıla
  • Kronik Kitapkolik
  • eser .

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%21.6
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%29.3
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.9 (34)
9
%18.3 (26)
8
%21.8 (31)
7
%16.2 (23)
6
%9.2 (13)
5
%2.8 (4)
4
%2.1 (3)
3
%2.1 (3)
2
%0.7 (1)
1
%1.4 (2)