Geri Bildirim
Adı:
Kabuk Adam
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
140
ISBN:
9752893090
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın sayılan Aslı Erdoğan'ın yayımlandığı günden bugüne değerini ve yerini hiç kaybetmemiş ilk romanı: Kabuk Adam. Türk edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da yeni bir yazarın doğuşuna tanıklık eden bir kitap. Şık olmakla cinayet işlemek arasındaki o çok ince çizginin öyküsü.

"Size Kabuk Adam'ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki "Size Kabuk Adam'ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir."
(Tanıtım Bülteninden)
Ön bilgi: Kabuk Adam'ı bana tavsiye eden ve okumama vesile olan değerli arkadaşım Roquentin'e teşekkür ederim.

Her ne kadar kitabın arkasında, "Kabuk Adam, Karayipler'de şiddetin bataklığında yaşanan korku ve tutku dolu sıradışı bir aşkın, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğun hikayesi." olarak bir tanıtım yapılmışsa da bence bu tanım son derece yanlış olmuş. Çünkü bu kitaba önce "sıradışı bir aşk" romanı demek, akabinde ise "mucizevi bir dostluğun hikayesi" demek, hem kendi içerisinde bir çelişki oluşturmakta hem de kitabın özünü tam olarak ifade edememekte. Bahsettiğim konuyu önce birkaç bilgi vererek açacağım ve bu açma esnasında size göre spoiler içeren bilgiler ortaya çıkabilir, şimdiden uyarmakta fayda görüyorum. (Bana göre spoiler filmlerde, dizilerde ve fantastik türdeki kitaplarda olur. Fakat bu tartışmaya girmenin yeri değil şu an.)

Kabuk Adam, Aslı Erdoğan'ın ilk romanı, benim de Aslı Erdoğan'dan okuduğum ilk kitap. Yazarın dilinin sadeliğini ve kullandığı kelimelerin zenginliğini beğendim. Bir kadın yazara göre son derece cesur ve açık sözlü. Cinsellik ve ırkçılık gibi zor konularda hiç çekinmeden söylemek istediğini söylemiş. Bu açıdan kendisini tebrik etmek istiyorum.

İkinci değinmek istediğim konu, kitabın otobiyografik bir eser olduğu. Gerçekten de kitabın isimsiz kahramanı ile yazar arasında birçok benzerlik var. Hatta kitabın anlatım üslubunun da birinci tekil şahıs olması, okurların kuşkularını artırıyor. Aslı Erdoğan gibi kahramanımız da fizikçi ve yalnız bir kadın. Aslında sadece Aslı Erdoğan değil, bence bu kitap yalnız bir kitap. Evet, yalnızlığı tam olarak anlatmıyor; ama içerisinde buram buram bir yalnızlık kokusu alıyorsunuz okurken.

Gelelim asıl meselemiz olan konuya, bu kitap kesinlikle bir aşk romanı değil bence. Hele dostluk romanı hiç değil. Daha önce bu kitaba ilişkin inceleme yazan arkadaşların yazdıklarını da okudum; ama maalesef ben biraz farklı düşünüyorum. Kabuk Adam'da bir aşk hikayesi anlatılıyor gibi görünse de insanların yalnız hissedişine ve korkularına vurgu yapan; korkularının üstüne giden insanların ancak korkularını yenebileceklerini ve "kabuk"larını kırarak iyileşebilecekleri anlatan bir kitap bence.

Aslı Erdoğan, "Kabuk" Adam'ı bir simge olarak kullanmış ve kadın kahramanımızın kendi içerisinde bir türlü yenemediği korkularını yenmesini, kabuğunu kırarak gerçek kimliğine dönmesini sağlamaya çalışmış. Çünkü Kabuk Adam da tıpkı isimsiz kahramanımız gibi psikolojik sorunları ve geçmişinden gelen hesaplaşmaları olan biri. Kitapta sadece kadın kahramanımızın yalnızlığı, ötekileşmesi, kendini sorgulaması, vicdani hesaplaşması ve pişmanlıkları anlatılıyor gibi görünse de aynı şeyler Kabuk Adam için de geçerlidir. Bu iki kahramanımızın birbirini tanıması, her ikisine de iyileştirici bir etki yaratmış ve ömür boyu unutamayacakları bir ders almalarını sağlamış. Birbirlerine karşı duygusal olarak yakınlık hissetseler de bence bu yakınlığın ismi aşk değil, acıların birbirine benzemesidir. Hani Sabahattin Ali'nin bir cümlesi var ya, "Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende." İşte tam olarak mesele budur.

Kitabı elime aldığımda ilk sayfalarda müthiş güzel cümlelerle karşılaştım. Birçok cümlenin altını çizdim ve harika bir kitabı elimde tuttuğum izlenimine kapıldım. Kahramanımızın Kabuk Adam ile tanışmasına kadar geçen dönemi anlatışı, bana göre muazzamdı. Hatta başlarda Stefan Zweig'ın Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat isimli kitabı gibi bir kitap okuduğumu düşündüm. Klasik Zweig romanları gibi isimsiz kahramanımız da psikolojik durumunu ve başından geçecek olayları müthiş tanımlamalar ile önümüze sunuyordu. Ancak bu tanışma öncesi bölümün devam eden bölümlerinde beklediğim etkiyi bulamadım. Yine Aslı Erdoğan güzel cümleleri ile kendisini okutturmayı başarıyordu elbette; ama o başlarda aldığım edebi hazzı maalesef ilerleyen bölümlerde bulamadım.

Bence Aslı Erdoğan'dan çok güzel bir aşk romanı yazarı olur. Çünkü betimlemeleri ve düşünceleri aşık olmuş ve aşkı tanımış bir kadının cümleleri gibi geldi bana. O sebeple biraz da herkes bu kitaba aşk penceresinden bakıyor sanki. Aslı Erdoğan'ın cümlelerinin duruluğu ve çekinmeden her konuya değinebiliyor olması bende böyle bir düşüncenin oluşmasını sağladı. Yazarın bir kitabını daha okumaya karar verirsem bu kitap kesinlikle aşk romanı olacak.
Aslı Erdoğan ile tanışma kitabım oldu Kabuk Adam. Erdoğan gerçekten bizlerin sancılarını çok iyi tasvir etmiş. Toplumdaki sancılar, ağrılar ve sızılar. Hangi birimiz dile getirebiliyoruz bu sancıları, kimi zaman bir bebek gibi görürüm toplumumuzu. Bir sancımız, ağzımız, sızımız var ama anlatamıyoruz. Bunu küçük gösterme anlamında söylemiyorum, bazen sancılarımızı dile getirme konusunda bir bebek kadar çaresiz oluyoruz toplum olarak. Sancının yerini ve şiddetini hissedebiliyoruz ama iş bunu kendimizden dışa vurmaya geldiği zaman kimi zaman dilimiz dönmüyor kimi zamansa da bunu saklıyoruz (saklatılıyoruz). Toplumun bu sancı-anlatıcılarının önde gelen isimlerinden biri Aslı Erdoğan. Gerek yazdığı romanın kendisi ile gerekse de o romandan bir cümle ile bizim yıllardır dilimizin dönmediği şeyi bir çırpıda, korkusuzca söyleyen bir yazar. Kabuk Adam ise bu sancının dışa vurumudur.

Toplumdan ayrı düşen kişilerin psikolojileri neleri içerir, bu insanlar ne düşünür, ne içer, ne yer, nasıl uyur? Ve işin enteresan yanı biz normal insanlar onları neden görmeyiz? Görünmez değildirler aslında, onlar hep aramızdadırlar. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, gerek eğitim sistemimiz gerekse de yaşam tarzımız başkasına muhtaç olmaya ve hayallerimizi kısıtlamaya tamamen müsait. Hani Oğuz Atay der ya, "Ben ressam olmak istiyordum, babam öyle bir meslek olmadığını söyledi." diye, aynı o hesap bizlerin de topluma uyuşmayan düşünceleri bir anlamda görünmezdir. Görünmez düşüncelerle dolu görünmez bir insan oluveririz bir anda. Çünkü sınavdan yüksek bir puan almazsak kimse bizi işe almaz ve bitmek bilmeyen komşularımızın kızı, oğlu her zaman önümüze örnek olarak sunulur ve bizden asla memnun olunmaz. Biz yükselmek için başkalarının kafasına basmak istemeyiz, kafasına basılan insanlar bizi aptal olarak nitelendirir.

Bu görünmezlik ise umutsuzluk verir çoğu zaman, dolayısıyla insanda korku duygusu da artık barınamaz. Sanırım intihar eden kişiler öyleydi. Korkacak bir şeyleri kalmamıştı çünkü, korkmaya değer bir şey bulamayacak ölçüde büyüktü umutsuzlukları. Belki de bu umutsuzluğu da görünmez olmaları tetikledi. Çünkü herkesten daha erken anladılar her şeyi. Kitabımız da görünmez bir insandan bahsediyor desek aşağı yukarı doğru bir sıfat olur sanırsam. Yüksek fizik öğrenimi gören görünmez bir insan. Eğitim konferansı için gittiği Karayipler'de hayatını onun yüzüne çarpacak ve ona görünmezliğini hatırlatacak olaylar yaşayacaktır. Kabuk Adam'a rastlaması onda bu değişikliklere yol açacak, görünmez olmanın verdiği 'dışlanmışlığı' tadacaktır.

Dışlanmışlık desem ne canlanır aklınızda? Sayıp da bitiremeyeceğimiz kadar çok insan var dışlanmış olan. Çünkü herkesin 2+2=5 dediği yerde, "4" diye cevap vermek, bir ukalalık, yanılgı, yalan, aldatma ve saygısızlıktır. Çünkü güya 'herkes' 2+2'ye 5 diye cevap veriyorsa, vardır herkesin bir bildiği değil mi canım? Bu kadar insan yanılıyor olamaz çünkü. Dışlanmış kişiler, 4'cülerdir diyebilir miyiz? İnsanları aldatmanın en kolay yolu bir insanı değil, birkaç insanı aldatmaktır. Bir zincirleme tepki meydana getirip bunun devamını onlara bırakmaktır. İşte bu zincirleme tepkiyi kıran kişidir dışlanmış kişi. Dışlanmış kişi birçok kişi olabilir. Görüşü, cinsel tercihi, ideolojisi ya da ırkı yüzünden dışlanmış kişiler olabilir bu insanlar. Kısaca toplum tarafından oluşturulan insan tipinin dışına çıkan insanlar.

Kabuk Adam yalnızca bunların tasvirinden ibaret değil elbette. Kabuk Adam, bir insanın kendi kabuğundan dışarıya çıkması olarak da nitelendirilebilir. Bir insan en iyi nasıl kendinden ve benlik kabuğundan sıyrılabilir? Yine kendiyle yüzleşerek. Bunu her insana yaşatan birileri vardır bana göre. Kabuk Adam tek bir kişi değil o yüzden. Kabuk Adam insanları kendine döndüren kişilerin tümü. İnsanları kendiyle yüzleştiren kişilerin tümü. Kabuk Adam, 'kabuklaşmamış ve asla da kabuklaşmayacak' bir semboldür. Bu roman da hem bu kişilerden birinin hikayesi hem de hepsinin sembolüdür. Sadece kendi sorununu dünyanın sorunu sananların aksine dünyanın tüm sorunlarını kendi sorunları olarak görenlerin öyküsüdür Kabuk Adam. Bu eser, Erdoğan'ın da dediği gibi kendi parasızlığı söz konusu olduğunda tüm dünyada (ve ülkemizde) yaşanan tecavüzleri, cinayetleri, intiharları ve diğer tüm olumsuzlukları da, dışlanmış insanlar gibi görünmez olarak kabul eden bencil ve kendi içinden çıkamayan zihniyetin eleştirisidir aynı zamanda da.
Ki zaten o iğrenç zihniyetle savaşmak için de Aslı Erdoğan gibi cesur insanlar gereklidir. Bizler de onlar gibi olabiliriz. Gerekirse elimizde kabuklarla, karşımızdaki bıçaklı saldırgan olarak kabul edebileceğimiz bu iğrenç zihniyeti savuşturabilmeliyiz (kitabı okuyanlar bu ayrıntıyı bilirler).

Bu inancı da kazandırır bize Kabuk Adam. Bununla savaşabileceğimizi.

Kabuk Adam ile en kısa sürede tanışmanız dileğiyle.

Benzer kitaplar

Kabuk Adam Aslı Erdoğan'ın ilk kitabı, roman, kısa roman, uzun öykü ya da novella olarak nitelendirilebilir. Kahramanı,tıpkı yazarın zamanında yaptığı gibi, yurt dışında fizik eğitimine devam eden ve bırakmayı düşünen genç bir kadın. Zaten birinci tekil şahıs açısından anlatıldığı için, ismini öğrenmiyoruz hiç. Böyle olunca da yazarın kendi hayatından esinlendiği fikri kitabın başından itibaren hiç aklımızdan çıkmıyor. Bir de, yazılan ilk roman hep yazardan bir şeyler taşır, diye bir söz hatırlıyorum hayal meyal. Acaba Aslı Erdoğan'ın da bir kabuk adamı var mı, bunlar bir şekilde gerçekten yaşandı mı, gibi fuzuli şeyleri bırakarak romana başlayalım isterseniz.

#9835497 , vurucu cümlesiyle başlıyor kitap. Kitap boyunca bir çok güzel cümle var bunun gibi. Okyanus betimlemeleri, korkusunu anlattığı yerler, güzel tespitler ya da tek tek anlatmayayım, kitap içinde bir çok yerde nasıl da güzel yazmış diyeceğiniz cümleler var. Burada kişisel bir görüşümü belirtmeden geçemeyeceğim. Mesela #18910045 , bunun gibi güzel betimlemelerle dolu kitap. Yazar kelimeleri gerçekten usta bir silahşörün tabancasını kullandığı gibi kullanıyor. Alıntılar da gösteriyor bunu kitaptan yapılan. Ama ben sıkılıyorum bir süre sonra bunlardan. “Aa, ne kadar güzel, aa bu da güzel, evet bu da güzel” cümleleri sonsuza kadar gidemiyor bende ne yazık ki. Belki de Nazan Bekiroğlu'nun kitabından bu kadar kolay sıkılmamım sebebi de budur. Kıyaslamıyorum kat'iyen, farklı kulvarlar. Ama hikayelerde değer arttıran bir öge olan bu metaforlar, romana gelince güzel ayrıntılar olmaktan öteye gidemiyor bence.

Biraz spoiler olacak haliyle, herkesin bu kadar beğendiği bir kitaba neden uzak kaldığımı başka türlü açıklayamam çünkü. Yazarımız, ya da kahramanımız, yurt dışında geçirdiği bunaltıcı fizik eğitimin bir bölümünde (yüksek lisans ya da doktora bilmiyorum), Karayiplerde küçük bir Amerikan adasındaki yaz seminerlerine balıklama atlıyor, ortamdan bir nebze uzaklaşmak için. Kendisi tam anlamıyla asi bir kadın. Kötü bir çocukluk geçirmiş, tecavüze uğramış daha sonra, intihar girişiminde bulunmuş. Adadaki lüks bir otelde başlıyor eğitimlere ve burasının da disiplin açısından, okuldan çok da farklı olmadığını anlıyor. (Bkz: #13047514)

İlk kısımlardaki ana tema, kahramanımızın korkunç geçmişi (ki ayrıntılarını öğrendiğimizde okuduğumuz bir çok kitaba göre yavan kalıyor), umutsuzluğu, bıkkınlığı ve kabuk adamın hayatına kattığı korku, huzur, büyü ve bilinmezlik karışımı bir şeyler. Otuzuncu sayfaya kadar acaba nasıl birisi bu kabuk adam beklentisine giriyoruz, hemen hemen her sayfada kendisi yaratıyor yazarın bu beklentiyi. Olabilecek en karanlık aynı zamanda en romantik olayların oluşmasını bekliyoruz.

Dediğim gibi kitabın başında "bir adam tanıdım, hayatım değişti" tarzı var hep ve biz de o adamı tanımaya başlıyoruz nihayet, kısa boylu, çirkin, meteliğe kurşun atan bir deniz kabuğu satıcısı bu adam (Kabuk Adam). Geçmişinde bir çok karanlık şey var (ki öğrenince bu karanlık şeyler de biraz yavan geldi bana). Kahramanımız (yazar dememeye özen gösteriyorum) iyi niyetli bir Türk olduğu için ilgi gösteriyor bu adama, adam da aşık oluyor hemen kendisine anladığım kadarıyla. Ama kahramanımız anlayamıyor tam, sürekli bir korku içinde. Bir şeyler hissediyor adama karşı- ne olduğunu anlayamıyor ama, dehşet de var içinde tutku da. Hatta tecavüze uğrayacağını veya öldürüleceğini bile bile adamı takip ediyor. Bunların hiçbiri olmuyor ama. Bir de kitabın başından sonuna kadar adanın aşırı tehlikeli bir yer olduğunu vurguluyor yazar ama nedense kitapta herhangi bir cinayet kavga, tecavüz ya da başka bir adli olay gerçekleşmiyor.

Neyse cesur kahramanımız, kabuk adam kendisine herhangi bir saldırıda bulunmayınca adama daha bir ısınıyor, bir nevi aşık oluyor ama bilmiyor ne olduğunu aslında. Kabuk adam göze girmek için her şeyi denese de arkadaş olmanın ötesine geçemiyor. İçini döküyor kızımız adama, ama birlikte olamayacağını da söylüyor.

Adadan gidene kadar ara sıra görüşüyorlar. Bu arada iki-üç adalıyla daha birlikte oluyor kahramanımız, cinsel birliktelik değil ama. Yaşadığı tecavüz dolayısıyla bu hislerinin köreldiğini söylüyor kahramanımız, ara sıra bazı uyanışlar yaşasa da.
Adadan ayrılana kadar bir çok tehlikeli ortama giriyor fizikçi, yazar, asi kızımız ve ayrılmadan önce kabuk adamı istemeden de olsa aşağılıyor. Sonra da ben ne yaptım diye kendini bırakıyor tamamen, fiziği bırakıyor, adamı idol haline getiriyor ve bitiyor kitap.

Kötü bir kitap değil kesinlikle, akıcı, kolay okunuyor, çarpıcı tespitler, mükemmel betimlemeler, bizim hikaye etkinliğimizdeki gibi bir kaybediş var. Kabuk adamdan çok kendini kaybediyor ama yazar. Kitabı adeta yaşadıklarını söylüyorlar bazı okurlar, ben aynı şeyleri hisedemedim ama. Kahramanı hayatın sillesini yemiş bir kadın olarak da görebilirdim şımarık bir kız olarak da. Nedense ben ikincisini tercih ettim. Yeterince samimi gelmedi bana yazar bilmiyorum neden. Erkek olduğumdan, duygusuz olduğumdan , ya da bir çok sebepten olabilir. Zaten diğer incelemelere baktığımda kendimden utandım biraz, bu insanların gördüğü şeyleri ben neden anlayamadım diye.

Belki de doğru zaman olmayabilir. Bazen doğru anlarda Kapital bile içinizdeki duyguları alt üst edebilir, bazen de ne bileyim "Eternal Sunshine" gibi bir film akşam haberleri sıkıclığı yaratabilir. Her şey doğru zamanla, doğru anla ilgili. Aşk da böyle bir şey belki. Kahramanımız da uygun ruh halinde olmasa, doğru anı yakalamasa belki sadece başka bir Karayipli olarak kalacaktı kabuk adam hatırlamayacağı.

Neyse uzun ve karışık bir yazı oldu. Kafam da karışık. Bazılarının dediği gibi yazarı Oğuz Atay'la kıyaslayamam kesinlikle.Ama gözümü de karartmadım. Mucizevi Mandarin'i okurum gibi geliyor ileride, hikaye yazarlığına daha fazla uyum sağlayabilirim Aslı Erdoğan'ın belki. Sadece buradaki incelemelerin çoğuna hakim olan, başkalaşma, yabancılaşma, kendini yeniden bulma ve binlerce duyguyu uyandırmadı bende bu kitap.Umarım sizde uyandırır.

Bir de bir etkinlik vardı, kadın yazarlarla ilgili, oraya dahil edecektim. Kaybolmuş galiba, ayın temasına uyup o da. Devam ettirmek isteyen varsa etkinliği haber verirse sevinirim:)
Bu şahane kitapla ve şahane Aslı Erdoğan ile tanışmama vesile olan https://1000kitap.com/yoldas62 'a minnettar olduğumu belirtmeliyim. Kendisinin incelemesini okuduktan sonra kitabı gerçekten çok merak ettiğimi farketmiş olacak ki taa Elazığ'dan kitaplarını bana gönderdi, kitaplar elime ulaşır ulaşmaz da Kabuk Adam'ı yutarcasına ama çabuk bitmemesine de özen göstererek okudum.

İçinde bulunduğumuz onca yapaylığın, gözlerimizin önünde gerçekleşen onca haksızlığın olduğu bu dünyada aslında nasıl da kanıksayarak yaşadığımın ilk kez böyle yüzüme yüzüme vurulduğunu hissettim. Dünyanın başına gelmiş en kötü şey'in insanoğlu olduğu fikrimi biraz daha perçinledi Aslı hanım yalan yok. Zira aynı gökyüzünü paylaştığımız onca insanla aramızda, dikenli teller,pasaportlar, bir takım devletin uygun gördüğü resmi zırvalıklar, duvarlar, ırkçılık, kafatasçılık, birbirinden daha zeki daha üstün daha entelektüel görünmeye yarayan diplomalar. Sanki insanlığın kaderi baştan sona birbirlerinden ayrışmaları üzerine kurulmuş gibi , belki tanısan çok seveceğin birini sırf bayrağı, dili, dini, rengi senden farklı diye yıllardır içinde ki sebebini bile bilmediğin nefretle hakir görüp,görmemezlikten gelebilirsin. Dünyada ki insanların çoğunluğu bu korkunç çemberin içinde.

Sevin arkadaş çok mu zor ya hu, ortalama 60/70 senelik bir ömür için bu nefret niye ? Hangi dil, hangi renk, hangi bayrak , hangi toprak parçası daha üstündür sevgiden ? Öldükten sonra bunların hangisine sahip olacaksın bir düşün , insan dünya da sahip olduğunu sandığı şeylerin kölesi değil midir ?


Sevgili dostum kitap çok güzel , Aslı abla'nın öykücülüğü daha da güzel, bu kitabın kilometre yaparak bana geldiğini bilmek daha daha güzel ve kıymetli. Mutlaka ve mutlaka bu kitabı raflarda, bankta, orda ,burda farkedip okuyun, okutun. Herkese iyi okumalar dilerim.
Bu kitabı okurken dünyayı durdurun!

Giriş cümleleri her zaman zordur. İyi ve etkili olmak zorundadırlar. Kabuk Adam için bir giriş cümlesi kafamda birkaç gündür dönüp duruyordu. Bu kitabı okurken dünyayı durdurun! Cümlesi birkaç gündür kafamda dönüp duran cümleleri nakavt etmiş durumda. Tek kelimeyle Vurucu! Hayır! Ben kendi kelimemden bahsetmiyorum! Bu kitabın insanın üzerinde bıraktığı etkiden bahsediyorum. Vurucu! İnsanı darma duman eden bir kitap. Grogi (Boksta sert bir yumruktan sonra bilincin kaybolması) olmak gibi bir şey! Uzun süredir böyle bir kitap okudum mu? Maziye şöyle bir baktım evet var tabii ki. Elbette şahane eserler var. Dostoyevski, Zweig saymakla bitmez. Ama bu kitap beni öyle bir esir aldı ki bıraksalar bir gecede üstesinden geleceğim. Ama durdum, hayır dedim! Böyle bir kitap hemen biterse yazık olur. Bitmemeli!

Kabuk Adam bir sanat eseri, evet aslında klasik olmuş her kitap bir sanat eseri ama bu sanatın sizi ele geçirmesi her kitap için mümkün değil. Karayiplerdeki okyanusun sıcak esintisinin bir anda içinize nüfuz etmesi, sonra o dalgaların sesiyle rüzgârın uğultusunu kulaklarınızda hissetmeniz, kitabı okurken bir yandan kumlarda karınca edasıyla yürüyen Tony’i görmeniz, başındaki Jamaica beresinin renklerinin gözünüzü alması, her şey ama her şey orada olmanızı sağlayan kelimeler topluluğu. Kelimeler ve cümleler içinize girmeye çalışan karınca kolonileri gibi. Kraliçe karıncanın ayaklarını kolunuzda hissetmeniz gibi bir şey. Evet, bakın şuanda tam sağ kolunuzda yürüyor. Ben görüyorum çünkü.

İçinizde dolaşan o olağanüstü imgelerin rüzgârda dans etmesi sizi derinden sarsıyor. Her şeyin içinizde olup bittiğini zannediyorsunuz ama hayır yanılıyorsunuz, bunların hepsi gerçekten oluyor çünkü. Tony, gecenin içinden gelen görünmez bir uçurtma gibi bir anda sizin karşınıza çıkıveriyor, anlatıcının kulağınıza fısıldadığı hikâyeyi dinlerken, tehlikenin o derin ısırıklarına karşılık vermek istiyorsunuz ama nafile! Karşı koymak istediğiniz bir güç karşısında kafanıza çarpan kabukların yarattığı kesikler canınızı yakıyor. Siz o yarayı sarmaya çalışırken, metallerin parıltısı gözünüzü alıyor. Sonradan alacakaranlıkta, kumsalda ayağınızın altından akan şelalenin etkisi altında kalıyorsunuz. Kumsaldan denize atladığınızda yüzmek isterken derinliğin o dip dalgalarına maruz kalıyorsunuz. Kitabı okumuyor kitabı adeta yaşıyorsunuz. Kabuk Adam, okyanusta gizli kalmış bir kabuğun içindeki inci kadar değerli. Belki de bu bir siyah inci! Bu kitabın sizi okyanusun derinlerindeki nadide balıklarla tanıştıracağına eminim. Keyifli okumalar!
Kabuk adam beni Aslı Erdoğan ile tanıştıran ilk kitabı oldu. Aslı Erdoğan yaralarımızı kanatıp kanatıp yeniden kapanmaya bırakan bir kitap yazmış desem hata etmiş olmam sanırım. İlk başlarda çoğu okur gibi otobiyografik bir öykü mü diye düşünmüş olsam da araştırdığım kadarıyla değil. CERN'de çalışmış bir fizikçi olarak dili kullanmayı çok iyi bilen bir yazarın yurtdışında gördüğü değeri ülkemizde görmemiş olması, hapishanelere atılması da bizim ayıbımız olsa gerek...

Aslı Erdoğan kabuk kavramını bana göre bir metafor olarak kullanmıştır. Burada anlatılan sadece bir deniz kabuğu değil, kapanmamış yaraların kabuklaşıp hep kendini göstermesi, hissettirmesidir diyebilirim.
Fizik kafilesiyle gittiği Karayipler'de tutkulu, şiddet dolu, heyecan verici, korkutan, sıradışı bir aşkla bir o kadar koruyucu dostluğun Karayip gibi güneşin, dalgaların diyarında boy göstermesi belki de onu bu kadar samimi kilan.
Bütün herkesin kendini ahlak dersi vermekle yükümlü gördüğü bir yaşamda dışlanmışlık hissinin olması yadırganamaz. Bazen farklı olan ürkütücü olduğu kadar da çekicidir. Belki de bundan olsa gerek karakterin Kabuk Adam Tony'e bu kadar derin hisler duyabilmesi. Onun için ifade ettiği anlamının bu kadar büyük olması.

Siyahilerin artık dışlanmadıği yerdi Karayipler. Egzotik bir yer, egzotik bir aşk...

İnsanların şekilciliğine, ırkçılığına, ayrımcılığına Aslı Erdoğan'ın şu güzel sözlerini bırakıyorum:
"Irkçılığa, ayrımcılığın ve sömürünün her türlüsüne karşı koymayı varoluş nedenlerimden biri sayardım." İşte Aslı Erdoğan, her insanın, her hayvanın, her varlığın şefkate, sevgiye, ilgiye gereksinimi olduğunu düşünen bu kadar zarif yaradılışlı biri. Kitabını da siz düşünün artık.
Hayatımda okuduğum en güzel bir aşk hikayesi olmayan aşk hikayesi. Bu kitap bir varoluşun hikayesidir bana göre. Bu incelemeyi yazarken gerçekten heyecanlıyım. Çünkü okuduğum en güzel kitap top 10 listeme girmiş bulunmakta Kabuk Adam. Uzun süredir Aslı Erdoğan okumak istiyordum zaten, gerek bilimsel kimliği gerek “Geleceğin 50 Yazarı” içinde bulunması beni ona çekmişti. Çekiminin etkisine bu denli gireceğimi bilmiyordum. Kitabı dün gece bitirdim ve hala etkisindeyim.
Kitaba başladığımda önce sıradan bir aşk hikayesi gelecek diye korkmuştum. Daha sonra bu aşk içinde varoluş beni öylesine kendine hapsetti ki! Bu kitabın içinde sömürüden ,ırkçılıktan , kendi egzotik ırkımızdan tutun da değişik kişilikler , karayiplerin sıcak havası , farklı bir kültürün gettosuna kadar her birinden farklı bir roman yazılacak kadar konu işlenmiş. Kısa ve öz şekilde, can alıcı, nokta atışlarıyla.
Kitabın konusuna değinecek olursak eğer öncelikle karakterimizin bir adı yok. (Ben bunu kitap bittikten sonra kendi kendime düşünürken ve arkadaşlarıma anlatırken bu karakterin adı neydi ya? Diye sorduğumda bu çarpıcı gerçekle karşılaştım.Çünkü Karayipler ve Kabuk Adam beni büyüsü altına almıştı.) Kabuk Adam ise bu bilimkadınının aşık olduğu çirkin bir siyahi. Bu ana konuya sahiplik yapan mekan Karayipler ve burada çalan latin ezgileri kitap boyunca bana eşlik etti. Kendi hayatımda da latin danslarıyla ilgilendiğim için kitabın dans ile ilgili olan kısımlarını çok sevdim. Dans sadece ritime uyarak belli bir hareket kombinasyonu şeklinde ilerleyen bir süreç değildir. Dansı hissetmeye başladığınız anda kendinizle ilgili öğrenebileceğiniz çok büyük bir sır kapısını aralar size. Aslı Erdoğan bunu çok güzel işlemiş. Sevmediği bir işin ortasında bulunan bir Türk kadını olan karakterimiz , Türk kimliğinin , Türk kültürünün dayattığı cinsel baskı ve bu baskının yarattığı sonuçların büyük ezikliğini de bize çarpıcı bir şekilde hissettirmekte. Kabuk Adam Tony ile kendini tekrar tanıyan bir kadın. Geçmişine tekrar bu adamla göz atan , marihuananın sonsuz hayal kapılarını aralayan , aslında kişiliği sandığı kendini baskılayan kendine ket vurmayı başarmaya çalışan bir kadını anlatıyor bu kitap. Yaşamdan kaçarken, yaşamı bulan bir kadın. Aslında bir insanla bir Tanrının aşkı gibi. İlahi , mistik bir enerji var aralarında. Ancak tahmin edersiniz ki bir insan , insan olmaktan asla vazgeçmeyeceği gibi Tanrı da kendi ululuğunu kolayca yere sermez. İşte kitabın da bu şekilde bitmesi bu yüzdendir. Ne şekilde bittiğini okuyunca öğren sayın okuyucu ve kitabı okuduktan sonra gel bir sohbet edelim. İyi okumalar dilerim.
Ben başlangıçta acaba Aslı Erdoğan'ın fizik bölümünü yarıda bırakmasından dolayı kendi otobiyografisini yazmış olduğu bir kitap mı diye düşündüm fakat internette araştırma yapınca onunla ilgili herhangi bir bilgiye rastlamadım. Belki de öyledir orası da şimdilik ben de muamma tabi. Bu kitabı okurken bir film canlanıyor gözünüzün önünde -filmi yapılsa da pek güzel olur - ... Okyanusun ılık sularının teninizde bırakmış olduğu yakıcı noktacıklar, nemden yapış yapış olan bir vücut, cinselliğin ve tutkunun ten üzerindeki hafif kıvılcımları, Küba esintileri, rastalı adamlar, adacıklar, yeşillikler, öbek öbek düzensiz beyaz evler... Fizik üzerine seminer yapmak için tropik adaya giden kadın karakterimiz oranın yerlisi olan okyanustan kabuk toplayarak turistlere satıp geçimini sağlayan "Kabuk Adam" Tony'le tanışır. Tony'yi tanıdıkça onun farklı yönlerini keşfeder, Korkuyla karışık arzu ve merak onu Tony'e yakınlaştırır ve ona aşık olur. Belki eser sonsuzluk vadedecek bir aşk hikayesi olmasa da okyanus havasını tüm hücrelerinizde hissettireceğine emin olabilirsiniz.

" *Her insanın kabuk altında geçmişini saklayan yaraları var, kabuk açıldıkça yaralar kanar." diyerek kitap hakkında da elimin altında duracak açıklayıcı bir cümle. Keyifli okumalar.
Aslı Erdoğan... Bu ismi ilk sosyal medyada tutuklandığı zaman duymuştum. Belki yanlış bir düşünce ama bu hükümetin tutukladığı her aydın insan bende bir sempati uyandırıyor. Aslı Erdoğan'ın da bende sempatisi böyle başladı daha sonra hayatını araştırdım ve ilk kitabını okumaya karar verdim. İyi ki dediğim bir kitap oldu.. Öncelikle şunu söylemeliyim ki bir fizikçiden beklenmeyecek edebi dilde bir kitap. Kısa olması, dilinin yalın ve akıcılığı aynı zamanda öykünün sürükleyiciliğiyle birleşince kitap kısa bir zamanda bitiyor ama etkisi ne kadar sürecek bilmiyorum. Beni anlatılan hikayeden ziyade yazarın kullandığı kelimeler, tasfirlerindeki o üslubu daha çok etkiledi. İnsanın ruhuna dokunan bir dili var.. Hepimizin hayatında bir Kabuk Adam'ı bir yarım kalmışlığı bir yaşanamamışlığı vardır elbet.. Ya da hepimiz bir yerlerde kendimizi oraya yabancı ve ait değilmişiz gibi hissetmişizdir.. İşte Aslı Erdoğan bu duygularımıza, aşka, saplantıya, suça, dışlanmışlıklarımıza, yabancılaşmışlarımıza, ayrımlarımıza, korkumuza, özlemimize,çılgınlıklarımıza.. mükemmel bir estetikle harika bir dille tercüman oluyor. Okumalısınız.
Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ki onunda yazdığı ilk romandı. Bu önemli bir ayrıntıdır bence. Çünkü ilk yazılan kitap ilk tecrübedir bu bağlamda okunmalı ve yorumlanmalıdır. Anlatıcı rolünde kadın bir fizikçi var, adı geçmiyor roman da, yazarımızın da gerçek hayatta fizikçi olarak Güney Amerika'da bulunduğunu biliyoruz. Dolayısıyla romanda anlatıcı direk Aslı Erdoğan oluyor ve onun yaşamını okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Elbette kurgu var ama nereye kadar kurgu nereye kadar gerçek hep bu soru içinde gidip geliyorsunuz. Kitapta 10 yaşında bir okulda cinsel saldırıya uğradığını ve yetişkin bir yaştayken de bir yazar tarafından (yazar aklımda kalmış) tecavüze uğradığını Tony’e anlatan anlatıcı varken, yazarımız Erdoğan'da bir röportajında 10 yaşında bir okulda cinsel saldırıya uğradığını ve İstanbul'da profesyonel bir tanıdığının tecavüzüne uğradığını söylüyor. Kitapta anlatıcının fizikçilerle pek anlaşamaması fizikçilerin ona bir öykü yazıyormuşsun diye seslenişleri, anlatıcıların fizik için bu mesleği yapmama kararı aldım demesi gibi bir sürü detay yazarın gerçek hayatında karşılığı olması romanı farklı bir noktaya getiriyor.
Daha kitabın başında “Emekleme çağımdan beri, sadece zeki ve başarılı olduğum sürece sevgi ya da "sevgi" diye adlandırılan bir şeyi göreceğimi öğretmişlerdi bana, ama hiç kimse, sevmeyi nasıl başaracağımı öğretmemişti.” diye yazması ve gerçek hayatta sayılı kadın fizikçi arasına girmesi yakaladığı bu başarı hakikatten yetiştirme tarzıyla mı ilgiliydi diye soramadan edemiyorum.
1994 yılında yazdığı bu romanda hapishane için “Hapishane, savaş gibi deneyimlerden geçenlerin iyi bildiği bir savunmadır bu, gerçeği bütünüyle kavramaktan, gelecekten isteklerde bulunmaktan vazgeçmek, yalnızca bir sonraki saati hedefleyerek yaşamak.” demiştir. Yıllar sonra demir parmaklılar arkasına gireceğini belki bunları yazarken bilmiyordu.
İlk kitap olması ve içinde psikanalist tespitler barındırmasını önemsiyorum. Türk olmakla ilgili söylemlerini ilginç buluyorum. Bu konuya girmek istemiyorum. Ülkemize özel bir durum tespiti de şöyledir: Bu kitabın 7. Baskısı 2013 Kasım ve Aslı Erdoğan Ağustos 2016 da yazdığı gazetedeki operasyon sonucu tutuklanınca Ağustos ve Aralık 2016 arası 9,10,11,12,13,14,15,16. baskıları yapılıyor kitabın…
“Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül,tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.’‘
Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar.
“Korkmadığını söylediğin şeylerden korktuğuna eminim. İstemediğini söylediğin şeyleri de çok istiyorsun. Umutsuzluk değil seninki, sadece bıkkınlık. Yaşayan herkesin umudu vardır.”
"Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca."
Yalnızlığa öyle alışmıştım ki, bir başkasının ilgisini ancak bir tehdit olarak algılayabiliyordum. Yabani bir hayvanın insan karşısında tedirginliğine benzeyen bir duyguydu bu. İçimdeki ceset uyandırılmaktan korkuyordu. Sesimdeki sertlikten yılmıştı, yumruk yemişcesine bir adım geriledi.
Aslı Erdoğan
Sayfa 42 - Everest
...başımı kaldırdım. Soğuk,ıslak yıldızlarla dolu bir gök kubbe,okyanusun sonsuz karanlığın üzerine asılmış duruyordu. siyah bir tülbente iğnelenmiş mücevherler gibi.
Umutsuzluğun son basamağıydı bu, bir
idam mahkumu gibi son yemeğimi yiyip sigara içmekten başka
bir şey düşleyemiyordum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kabuk Adam
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
140
ISBN:
9752893090
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
Dünya okurlarınca "geleceğe kalacak elli yazar" arasında sayılan Aslı Erdoğan'ın sayılan Aslı Erdoğan'ın yayımlandığı günden bugüne değerini ve yerini hiç kaybetmemiş ilk romanı: Kabuk Adam. Türk edebiyatında olduğu kadar dünya edebiyatında da yeni bir yazarın doğuşuna tanıklık eden bir kitap. Şık olmakla cinayet işlemek arasındaki o çok ince çizginin öyküsü.

"Size Kabuk Adam'ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki "Size Kabuk Adam'ın öyküsünü anlatacağım, tropik bir adayı, cinayet ve işkencenin, şiddetin bataklığında filizlenen bir aşkı, içinde yetiştiği toprak kadar acı dolu bir aşkı anlatacağım. Çıldırtıcı gücünü sonuna dek yaşanmayan arzulardan, en gizli hayallerden alan bir tutkuyu, ölümle yaşamın sınırında kurulan mucizevi bir dostluğu ve bütün yıkımların nedeni olan korkuyu, insanın en temel özelliği olan korkusunu, alçaklığını, umutsuz yalnızlığını.. Tropiklerde, o gözden ırak adada öğrendim ki, cennetle cehennem iç içedir, ancak bir katil bir peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 644 okur

  • Murat kahraman
  • Edanur Kaya
  • Melek Işık
  • Semra çelik
  • Elif Olçum Eroğlu
  • Ayşenur
  • Özgür Coşkun
  • Bulut Yaren
  • Tay tay
  • Sevda Kocabaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%22.2
25-34 Yaş
%35.1
35-44 Yaş
%23.8
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%76.2
Erkek
%23.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.3 (70)
9
%21.9 (66)
8
%23.3 (70)
7
%18.6 (56)
6
%6 (18)
5
%3.3 (10)
4
%2.3 (7)
3
%0.7 (2)
2
%0.7 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları