Hatırlamadığınız vakit geçmişiniz, hayal etmediğiniz vakit geleceğiniz yok.
An ise çok kısa, oraya hapsolmak bütün bir hayatı zamanın arafında geçirmeye de yol açabilir.
Geçmişte en yakınınız olmuş olan ‘şimdiki yabancıyı’ ya da gelecekte en yakınınız olabilecek ‘şimdilik yabancıyı’ hafızanızın derinliklerinden söküp uzak sürgünlere gönderdiğimizde onunla birlikte giden bir şeyler olmuyor mu?
Her ‘unutuş’ bir ‘eksiliş’ gibi gelmiyor mu size?
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
Unutmak...
Çaresizlerin, fırtınalar arasında, bir gün oraya ulaşmanın düşünü kurdukları o acıklı sığınak. Hayatımıza girenleri ya da girmek için kapılarımızı zorlayanları silmek aklımızdan, onlar yokmuş gibi davranıp onlar yokmuş gibi yaşamak.