Volkan Sönmez’in Cahillik Hakkı, ilk bakışta merak uyandıran ama okurken insana çelişkili duygular bırakan bir kitap. Yazar, öğrendiği bilgileri “ben biliyorum” edasıyla değil, daha çok “ben de öğrendim, hadi beraber bakalım” tavrıyla paylaşıyor. Bu samimi yaklaşım bazı bölümlerde hoşuma giderken, bazı kısımlarda fazla dağınık geldi.
Kitapta “ıspanaktan brokoli anlaşmasına” kadar uzanan ilginç ayrıntılar var. Yeri geldiğinde tarihten, yeri geldiğinde gündelik hayattan örneklerle dolu. Bazen “vay be” dedirten bilgiler çıkıyor karşına, bazen de sıradan bir yazı okur gibi geçip gidiyor.
Beni en çok düşündüren tarafı şu oldu: Kitap bittiğinde tam olarak “sevdim mi, sevmedim mi” kararını veremedim. Okumasaydım çok şey kaçırmazdım belki, ama okuduğum için de pişman değilim. Sanki zihnimde bir yerlere küçük küçük bilgi kırıntıları bıraktı. Nerde çıkacağı belli olmaz sonuçta "Bilgi güçtür".
Sonuç olarak, Cahillik Hakkı derin bir akademik çalışma değil; daha çok kahve arasında açıp birkaç bölüm okuyabileceğin, seni bazen şaşırtan bazen de gülümseten bir bilgi derlemesi.
Benim gözümde annem parçalanan bir kitap gibiydi, sayfalar eriyip çözülüyor, ifadeler bulanıklaşıyor, harfler döküldükçe bembeyaz kağıt kalıyordu geriye; sondan başlayarak yok olan bir kitaptı bu, çünkü önce en yeni anılar silinmekteydi ve yeni bir şeyin eklendiği yoktu. Konuşmasında eksik kalan sözcükler artlarında beyaz lekeler bırakıyordu.
Senin hikayen ne? Her şey anlatışa dahil. Hikayeler pusulalardır ve mimarlıktır; onlarla yön buluruz, tapınaklarımızı, hapishanelerimizi yaparız onlardan. Hikayesiz olmak, arktik tundralara veya buz denizine kadar her yöne uzanan bir dünyanın enginliğinde kaybolmaktır.