Merube

Merube
@Merveyedairhersey
Güle dair bir neden yok, gül açar, çünkü açar Ne gözetir kendini, ne görülmek arzular…
İnsan hangi anların bütünü ?
İnsan hangi an’larının bütünü? Hatırladıklarının mı yoksa hatırlayamadıklarının mı ? Benim zihnimin dehlizlerinde anımsamak isteyip anımsayamadığım, unutmak isteyip hatırladığım büyük bir kara delik mevcut. Hani kara delik yutuyordu benim kara deliklerim zihnime zihnime hücum ediyor sanki. “Unutmak güzel iş, asıl zor hatırlamak” demişti. “Keşke ben de unutabilsem.” Benim unutmam zihnimin karanlığından beni kurtarmıyorken unutmanın güzel yanından bahsedebilmem pek mümkün görünmüyor. İnsan zihni karanlık bir oda gibi. Her parçanın yerini bildikten sonra karanlıkta görünmemesinin bir anlamı olabilir mi ? Ben onu göremesem de onun orada olduğunu biliyorken nasıl zihnimde olmamış olur ki ? Şimdi bugün bana sorsalar beni ben yapan her şeyi hatırlamak istediğimi söylerdim. En azından karanlıkta saklamaz karanlığımla yüzleşirdim. Unutmaya mecbur olduklarımın tozlarından ne olduğunu anlamaya çalışmakla uğraşmaz, halı altında ne kaldıysa süpürür derler toplar çöpe atardım. Oysa şimdi karanlıkta kalan parçaların ne olduğunu bilmemekle beraber orada olduklarını biliyorum ve cesaretim yok o ışığı açmaya veya birinin ışığı açma durumunda ne ile yüzleşeceğimi bilememenin tedirginliği beni hapsetmiş durumda. “Bana bir oda lazım kendime ait.” Yüzleşmek sahi şart mı diyorum ara ara. O odayı kitlesem mesela hiç açılmasa, ben sanki şu an doğmuşum gibi yepyeni bir odada aydınlık bir günışığının süslediği bir odada, bugün yeniden doğmuş olsam. Bazı şeylerin o karanlıkta odada olduğunu bilerek daha temkinli olsam ama illa oradakileri çözeceğim derken yeni odamdan mahrum kalmasam, olmaz mı ? “Bana ait yeni bir oda lazım.” Bol güneşli olsun ve bu sefer müdahale etsinler istemiyorum. Hani odama misafirliğe gelme ihtimaline karşın herhangi bir şey almak veya odamı ona göre düzenlemek
1000Kitap
Reklam
Zihnim Artık Konuşmuyor Benimle
Elime telefonumu aldım ve uzun zamandır yaptığım yazma işlemini bir de burada denemek için sıvadım kollarımı. Şu sıralar en çok yazı yazıyorum okuma faaliyetine bir süre ara verdim, hiç okumuyor değilim ama yazmak daha çok gündemimde. “Sanatçının Yolu” kitabıyla yazmaya başladığım sabah sayfalarının bunda etkisi bir hayli fazla. Ama işin temeline inecek olursak. Her şey çocukluğumdan başlayan bir alışkanlık diyebilirim. Kelimelerle aram iyi mi değil mi bilmiyorum ama yazmak her zaman hayatımın her döneminde benimle birlikte ilerleyen bir eylemdi. Beğenilme kaygısı olmadan,herhangi bir edebi dil amacı taşımadan yazıyordum. Ki bu durum hala aynı. Amacım her zaman içimdekileri dışa aktarmaktı. Sohbet etmeyi seven biri olmakla beraber, bazen yetersiz hissediyorum kendimi konuşmaların içerisinde, ağzımdan çıkan kelimeyi tutamıyorum çünki. Ama yazmak öyle değil işte, baktın yanlış mı oldu geri al geri sil tekrar yaz. Baktın mantık hatası mı oldu düzeltebilirsin gibi gibi. Sonra baktım ki aslında bunun bir sebebi var: “Mükemmelliyetçi zihniyet yapısı” Herkes her şeyi mükemmel yapıyormuşta bir ben mükemmel değilmişim gibi her zaman oklarım kendime gidiyordu. Her zaman her yerde kendimi tartıyordum. Bana kim dediyse ya da bu zihniyete hangi yolla itildiysem, kendime hata yapma lüksünü asla layık görmüyordum. İşin ilginç yanı bunun böyle olduğunu da kabul etmiyordum. Çünki başkalarına son derece hoşgörülü olan birisi nasıl olur da kendine bu denli gaddar olabilirdi ki… Sonra belli süreçler geçirdim. Hayatımın belki en kötü dönemleriydi. Kendime sapladığım oklar ilk defa bu denli suçlayıcı ve can yakıcıydı. İnsan kendisi ile cebelleşir durur mu? İşte ben kendimle cebelleşiyordum, içimdeki o mükemmel olma arzusu yüzünden kendime yüklediğim ağırlıklar iç sistemimde çöktü. Sonrası
1000Kitap
Ramazan Bayramı
Herkese eski bayram sıcaklığını içlerinde hissettirebileceği samimi ve iyi niyetli insanlarla birlikte geçirebileceği güzel bir bayram dilerim, iyi bayramlar 🤍
Ramazan Bayramı
Vücut yorgunluğu bi şekilde geçiyor da, kafa yorgunluğuna ne iyi geliyor ki ?
Reklam