Bugün eve döndüğümde kaskımı motorumun yanında unuttuğumu fark ettim. Neyse kaskı aldıktan sonra motorda bel çantam olduğunu yani bel çantamı da unuttuğumu fark ettim. Ben daha kim bilir neler unutmuşumdur acaba diye bel çantamın içine baktığımda cüzdanım, ehliyetim, ruhsatım çantanın içindeydi. Sigara ve telefon yok. Bir saat evin yakınında yöresinde sinirden bağıra çağıra telefonumu aradım, bulamadım. Neyse umutsuzca eve döndüm, baktım telefon ve sigara komodinin üzerinde. Ne ara koydum hatırlamıyorum. Dişimi sıka sıka balkona çıktım, üst üste üç defa, düşüne düşüne yediğim beynime üzüntümden sigara yaktım.
Bundan 15 yıl öncesinin 5 saat sonrasında hayallerim varmış. Sevgili çocukluğum, seni paramparça etmişken bir de 15 yıl sonrasında hayal kuramamaktan yakınıyorum, beni affet. İçi pembe ve mavi tonlarında bir pastanem varmış küçücük ama çok ferah. Ben o pastaneyi sırtıma alıp şarampole yuvarlamisim kendimle beraber. Sevgili çocukluğum, hayallerinin tüm renklerini halen savunuyorsun söyleyeyim. Ama ne yazik ki o kadar inandıramamişlar ki seni dünyaya, yaşadığın kopuş ölümün olmuş. Ölmüşsün bir kaç kere, dönmüşsün sonra. Ögretini tamamlayana kadar aynı dersi defalarca tekrar ettirmissin hayata. Beni affet. Sana, doğru bir yetişkin olamadığım için. Simdi içimdeki en güzel, en merhametli en anaç yönümle sıkıca sariliyorum. Hayattayız ve burası dünya. Belki bir gün herseyin telafisini yapacağızdır. Seni seviyorum. Burnundan öpüyorum. Burnun ve sen çok güzelsiniz.