Tabiattan ve kültürden uzaklaşan, kendine ve çevresine yabancılaşan modern köleler haline geliyoruz. Kapitalizm ve modernleşme mekan ve zaman üzerindeki hegemonyasını çoktan ilan edip, yarattığı modern insanı da hızla bu sistemin nesneleri haline dönüştürüyor. Çok esnek, çok hızlı ve her an ulaşılır olma durumu, hem özel yaşamımız hem de iş hayatımızda bir zorunluluk olarak sunuluyor.
Bu zamanda mevsimler, güneşin batması, tabiatın ritmi hiç göz önün alınmıyor. Sabah gün aydınlanmadan başlayan emek piyasası, gece hava karardığında hala çalışmaya devam ediyor.
Modernleşme ile birlikte şehirlere yerleştirilen saat kuleleri artık bize eskiden olduğu gibi döngüsel zamanlarda değil, doğrusal artan zamanlarda yaşadığımızı söylüyor.
Gelenek ve yenilik arasında bocalayan ebeveynler ise hızlı kapitalizmin ve kültür endüstrisinin olanca baskısıyla, adeta panik halinde, çocuklarının tüm boş vaktini etkinliklerle doldurmaya çalışıyor. Çocuklar çok çabuk büyüyor artık. Çocukların aynı anda hem ödevlerini, hem sosyal aktivitelerini hem de bireysel etkinliklerini kusursuz bir biçimde yapmaları bekleniyor. Oysa tüm bu koşuşturma ve çaba sadece çocukluk süresini kısaltmaya yarıyor gibi duruyor. Çocuk için organize edilen yoğun aktivite takvimi, anne ya da babanın evdeki eksikliğinin yerini dolduramıyor.
Akışkan modern zamanlarda ebeveynlerin üzerindeki yük de artıyor. Çekirdek aile içinde, mahalle ve komşuluktan uzak, yalıtılmış bir hayat yaşayan "dijital yerli çocuklar" geleneklerin, ulusal kimliklerin, sosyal bağların ve ilişkilerin zayıfladığı bir ortamda kültür endüstrisi tarafından besleniyor.